Transdinyester

Transdinyester (Transnistria, Trans-Dniester, Transdniestria veya Pridnestrovie) (tam aldı: Pridnestrovian Moldovya Cumhuriyeti), Moldovya içinde kendi bağımsızlığını ilan eden de-facto bir cumhuriyettir. Kendi siyasi yapısı, meclisi, ordusu, polisi ve posta sistemi olan bölge, hiç bir ülke tarafından tanınmamaktadır.

Bölgenin yöneticileri Transnistria’nın kendi anayasasını, bayrağını ve ulusal marşını kabul etmişlerdir.transdinyestertransdinyester1 In the gymnasium, younger children race across the floor to slap a high five on large letters laid on the ground, as they spell out a word posted on it assignment help the overhead projector

Trinidad ve Tobago

Trinidad ve Tobago, Karayipler’de yer alan, Trinidad ve Tobago adlı iki farklı adadan oluşan bir ülkedir. Ülkenin para birimi “Trinidad ve Tobago Doları”dır.

Ülke, Karayipler, Karayip Denizi ve Kuzey Atlas Okyanusu arasında adalar, Venezuela’nın kuzeydoğusunda yer alır. Koordinat olarak 11 00 Kuzey enlemi, 61 00 Batı boylamı’nda yer alan ülke haritada Orta Amerika ve Karayipler içinde olarak görünür. Ülkenin her iki adasının toplam yüölçümü 5.128 km²dir.

Ülke hiçbir başka ülkeye kara komşusu olmadığından, kara sınırıları 0 km olarak kabul edilmektedir. Ancak sahil şeridi 362 km’dir. Ancak gelgitlerle bu azalıp çoğalabilmektedir. Bölgede tropikal iklim görülür. Arazi yapısı ova ve dağlardan ibarettir. Ülkedeki en yüksek nokta 940 m ile “El Cerro del Aripo”dur.

Trinidad ve Tobago’nun başlıca kaynakları petrol, doğal gaz ve asfalt’tır. Arazinin %15’i tarıma uygundur ve %2’sinde otlaklar yer almaktadır. Ülkenin %46’sı ormanlıktır. Ülkenin 220 km²’si sulanabilmektedir.
Ülkenin nüfusu, 2001 verilerine göre 1.169.682 kadardır. Nüfus artış oranı ise %-0,51’dir. Ülkede doğan her 1.000 çocuktan 24,98’i ölmektedir. Yaşam süresi ise ortalama 68,27 yıl kadardır. Bu oran erkeklerde 65,74 yıl, kadınlarda 70,92 yıl kadardır. Ülkede ortalama 1 kadına 1,81 çocuk düşmektedir. Ülkede AIDS hastası yaklaşık 7.800 kişi bulunmaktadır.

Ülkede nüfusun etnik dağılımı aşağıdaki gibidir;

* Zenci %39,5
* Doğu Hindistan %40,3
* Melez %18,4
* Beyaz %0,6,
* Asyalı ve diğer %1,2

Ülkedeki din değişkendir. Nüfusun %29,4’ü Roma Katoliği, %23,8’i Hindu, %10,9’u Anglikan, %5,8’i Müslüman, %3,4’ü Presbyterian, %26,7’sı diğer dinlere mensuptur. Resmi dil İngilizce’dir. Ayrıca Hintçe, Fransızca, İspanyolca ve Çince’de konuşulmaktadır. Ülkenin okur yazar oranı %97,9’dur. Bu oran erkeklerde %98,8, kadınlarda %97’dir.

Ülkenin satınalma gücü paritesi 11,2 milyar $, reel büyüme %5 civarındadır. Ülkedeki sektörel bileşimin %2’si tarım’a, %44’ü endüstri’ye, %54’ü hizmet’e dağılmıştır. Ülkedeki enflasyon oranı %3,2’dir. İş gücünün 558.700 olduğu ülkede, aynı bağlamda işsizlik oranı % 12,8’dir. Endüstri, petrol, kimyasallar, turizm, gıda maddeleri, çimento, meşrubat, tekstil gibi alt dallara ayrılmaktadır. Sanayinin büyüme oranı %3,8 kadardır.

1999 verilerine göre ülkede elektrik üretimi 4,9
milyar kWh; buna karşılık elektrik tüketimi 4,557 milyar kWh kadardır. Tarım ve hayvancılıkta en çok tercih edilen ürünler kakao, şekerkamışı, pirinç, narenciye, kahve, sebze ve kümes hayvanları’dır.

trinidad-ve-tobago bayrağı

trinidad-ve-tobago bayrağı

track a phone by http://phonetrackingapps.com

Tunus

Tunus Cumhuriyeti (Arapça:الجمهورية التونسية) kısaca Tunus (Arapça:تونس).Kuzey Afrika’da, Akdeniz’e kıyısı olan bir Arap İslam ülkesidir. Batısında Cezayir, doğusunda Libya ve Akdeniz, Kuzeyinde de Akdeniz yer alır. Ülkenin güney kısmını Büyük Sahra Çölü kaplar.
Araplaşmış hem de Müslümanlaşmıştır. Daha sonra bölge çeşitli devletlerin egemenliği altına girdikten sonra Osmanlılar’ın eline geçmiş, onlardan sonra da Fransız işgaline uğramıştır (19.yüzyıl). Daha sonra bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.
Tunus halkının %99 kadarı Müslüman’dır ve Arapça konuşur. Ülkenin güneyinde yaşayanlar Berberice konuşur. Bu kesim Müslüman nüfusun %1’i kadardır. Ülkedeki yabancılar genellikle Fransız veya İtalyan’dır.
Tunus, Kuzey Afrika’da eski bir şehirdir. M.Ö. 8. yüzyılda Akdeniz doğu kıyısından Kuzey Afrika’da yerleşen Fenike tüccarları tarafaından kurulan Kartaca şehrinin yanında kurulan Tunus şehrinde tarih kaynaklarına göre Fenikeli tüccarlar oradaki Emaziği yani Berberiler yaşamaktaydı. Hatta Fenikeli tüccarlar Emaziği kralından izin alarak deniz kıyısında bir tepe üstünde ufak bir arazi satın alıp Kartaca’yı kurmuşlardı. Kartacalılar köken olarak Emaziğiler “Berberiler” ile beraber Sami ırktan gelen Fenikeliler ve daha sonra Roma’dan gelen Latin, slav, ve Germenlerden az olsa bile de oluşmaktadır. İslam Fethinden bir asır önce teslisi reddettiklerinden ötürü Kuzey Avrupa’dan göçettirilen Vandallar Kartaca’ı ele geçirip tek tanrılığa inanan Hıristiyan bir devlet kurmuşlardı. Az sürmeden Roma karşı yakaya geçip Vandalların devletini yok ederken Arap Yarım adasında yeni tektanrılık dini başlar ve hicri 30’lu yıllarında Kartaca fethedilip teslis inancından kutuluyor ve yeniden tektanrılığa kavuşuyor. Kartaca “Tunus Şehri” şu anda Müslüman bir devletin başkentliğini yapyor ve o devletin anayaysının ilk fıkrası şöyledir: “Tunus, dini İslam, dili Arapça rejimi cumhuriyet olan bir devlettir” Yani anayasaya göre Tunus, İslam Cumhuriyeti olmakla birlikte, hakiki müslümanlara büyük baskılar yapılmakta, başörtüsü ile sokağa çıkma yasağı getirmek gibi diktatörlük uygulamaları bulunmakta. Müslümanlar inançlarını özgürce yaşayamamaktadır. Halkın %99 Müslüman bunların %1 “İbadiler” adıyla bilinen Harici’lerden kalan bir gruptur. Gerisi Sunni Maliki mezhebine tabidir. Hicri 4. Yüzyılda Tunus’ta Şii Batini bir devlet kurulmuştu ancak bu Fatimi Devletinin padişahı Mısr’ı Abbasilerden alıyor ve Kahire şehirini kurduktan sonra paytahtini oraya naklediyor. O sırada Tunus halkı Sunnisiyle Haricisiyle birleşip Fatimi Devletinden bağımsızlığı ilan ediyorlar. Ve şu anda Tunus’ta hiç şii bir topluluk bulunmamaktadır. tunus’un büyükşehirlerinde bir Yahudi diasporası vardı ancak bunların çoğu Fransa’ya ve işgal edilmiş Filistin topraklarına yerleşmişlerdi. Tunus’ta şu anda hiç bir Hıristiyan topluluğu bulunmamaktadır. İslam fethinden önce birkaç hıristiyan devletinin beşikliğini yapan Tunus’un 16. yüzyıldaki İspanyol ve 20. yüzyıldaki Fransız işgallerinden dolayı halk işgalcinin dinine yönelmemiş. Bu ülkenin halkı, uzun silahlı mücadeleden sonra Fransa’dan bağımsızlığını kazanmıştır. Epoche hausarbeithilfe.com/ der widersprüche keine epoche der europäischen kulturgeschichte ist so von widersprüchen geprägt wie das zeitalter des barock

Tuvalu

Tuvalu, Büyük Okyanus’ta, dokuz adet mercan adasından oluşan Polinezya ülkesidir. Avustralya ve Hawaii’nin arasında bulunmaktadır. Komşu ülkeleri Kiribati, Samoa ve Fiji adaları olan Tuvalu. 26 kilometre karelik bir yüzölçümüne sahip olan Tuvalu, dünyada Vatikan, Monako ve Nauru’dan sonra en küçük ülkedir. Vatikan’dan sonra ise en az nüfusa sahip ikinci bağımsız ülkedir. Ayrıca, Birleşmiş Milletler’e üye olan en az nüfuslu ülkedir.

Küresel ısınma nedeniyle deniz seviyesinin yükselmesi, başkenti deniz seviyesinden sadece 5 metre yüksekte olan Tuvalu için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Eğer küresel ısınma nedeniyele sıcaklık 1 derece daha artarsa, Tuvalu sulara gömülecektir. Tuvalu halkı şimdiden Avusturalya ve Yeni Zelanda’ya göç etmektedir.
Nüfus: 11,910 (Temmuz 2007 verileri)

Nüfus artış oranı: %1.51 (2006 verileri)

Mülteci oranı: 0 mülteci/1,000 nüfus (2006 tahmini)

Bebek ölüm oranı: 19.47 ölüm/1,000 doğan bebek (2006 tahmini)

Ortalama hayat süresi: Toplam nüfus: 68.32 yıl

* Erkeklerde: 66.08 yıl
* Kadınlarda: 70.66 yıl (2006 verileri)

Ortalama çocuk sayısı: 2.98 çocuk/1 kadın (2006 tahmini)

Ulus: Tuvalulu

Nüfusun etnik dağılımı: Polinezya %96, Mikronezya %4

Din: Congregationalist %97, Yedinci Gün Adventist %1.4, Baha’i %1, diğer %0.6

Diller: Tuvalu Dili, İngilizce
Ülke adı: Tuvalu

Eski adı: Ellice Adaları

Yönetim biçimi: Anayasal monarşi ve parlamenter demokrasi

Başkent: Funafuti

İdari bölümler: yok

Bağımsızlık günü: 1 Ekim 1978 (İngiltere’den)

Milli bayram: Bağımsızlık günü, 1 Ekim (1978)

Anayasa: 1 Ekim 1978

Üye olduğu uluslararası örgüt ve kuruluşlar: ACP (Afrika – Karayip – Pasifik Ülkeleri), AsDB (Asya Kalkınma Bankası), C, ESCAP (Asya ve Pasifikler Ekonomik ve Sosyal Komisyonu), IFRCS (Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Toplulukları Federasyonu), Intelsat (Uluslararası Telekomünikasyon ve Uydu Örgütü), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), Sparteca, SPC (Güney Pasifik Komisyonu), SPF, UN (Birleşmiş Milletler), UNCTAD (Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı), UNESCO (Eğitim-Bilim ve Kültür Örgütü), UPU (Dünya Posta Birliği), WHO (Dünya Sağlık Örgütü), WTrO (Dünya Ticaret Örgütü)

GSYİH – Satınalma Gücü paritesi: 14.94 milyon $ (2002 verileri)

GSYİH – reel büyüme: %1.2 (2002 verileri)

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %3.9 (2005 verileri)

Endüstri: Balıkçılık, turizm, hindistan cevizi

Tarım ürünleri: hindistan cevizi; balık

İhracat: 1 milyon $ (2004)

İhracat ürünleri: hindistan cevizi, balık

İhracat ortakları: Almanya %60.5, İtaly %20.1, Fiji %6.9 (2005)

İthalat: 9.186 milyon $ (2004)

İthalat ürünleri: Gıda, hayvanlar, mineral yakıtlar, makine, sanayi malları

İthalat ortakları: Fiji %46.1, Japonya %18.9, Çin %18.2, Avustralya %7.7, YZ %4.1 (2005)

Para birimi: Avustralya Doları (AUD); Tuvalu Doları

Para birimi kodu: AUD

Mali yıl: Takvim yılı

tuvalu1 In particular, the writemypaper4me.org/ researchers looked at the incoming achievement scores of students entering middle and high schools

Türkiye

turkiyeTürkiye, resmî adıyla Türkiye Cumhuriyeti (Türkiye Cumhuriyeti ), Kuzey yarımkürede eski dünya karaları denilen, Avrupa ve Asya kıtalarının kesişme noktasında bulunan bir ülke. Ülke topraklarının bir bölümü Anadolu Yarımadasında, bir bölümü ise Balkan Yarımadası‘nın uzantısı olan Trakya’da bulunur. Ülkenin üç yanı Akdeniz, Karadeniz ve bu iki denizi birbirine bağlayan Boğazlar ile Marmara Denizi ve Ege Denizi ile çevrilidir. Komşuları Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan (Nahçıvan Özerk Bölgesi) ile, İran, Irak ve Suriye’dir.

Çağdaş Türkiye, Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı sonunda yıkılmasından sonra, Osmanlı’nın Türk nüfus çoğunluğuna sahip toprakları üzerinde kurulmuştur. 1923 yılında cumhuriyeti kuran Mustafa Kemal Atatürk, çağdaş Türk devletinin kurucusu olarak kabul edilir.

Birleşmiş Milletler, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü, Avrupa Konseyi, İslam Konferansı Örgütü, Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Dünya Ticaret Örgütü, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü, Ekonomik İşbirliği Örgütü Türkiye’nin üye olduğu uluslararası örgütlerdendir[21]. 3 Ekim 2005 tarihinden itibaren Avrupa Birliği’ne tam üyelik için müzakerelere başlanmıştır.

Kökenbilim

Bilim adamları ve araştırmacılar Türkiye sözcüğünün İtalyanca’dan geldiğini kabul ederler. Tarihçi İlber Ortaylı bir makalesinde Cenevizli ve Venedikli tüccar ve diplomatların, 12. yüzyılda, Türkiye’yi Turchia ve Turmenia olarak tanımladıklarını belirtir.[23] Ayrıca, Türkiye adı ilk defa 1190’da bir yazılı kaynakta, Haçlı Seferi vak’ayinamesinde geçmektedir. Abdulhaluk Çay ise Turchia tanımını çok daha gerilere götürür ve Turchia tabirine ilk defa 6. yüzyılda Bizans kaynaklarında rastlandığını belirtir ve şöyle der “Bu tabir 9. ve 10. yüzyıllarda İdil/Volga Nehri’nden Orta Avrupa‘ya kadar uzanan saha için kullanılmıştır. Bu kullanımın Kafkasya bölgesinde Hazar Kağanlığı için Doğu Türkiye’si, Arpad Hanedanı’nın kurduğu Macar Devleti için Batı Türkiyesi şeklinde olduğunu ve aynı tabirin 12. yüzyıldan itibaren Anadolu için kullanıldığını belirtir. Tarihte 13-14. yüzyıllarda Mısır Memlukları de Türkiye adını kullanmışlardı: ed-devlet üt Türkiya (1250-1387). Türkçedeki kelime anlamı ise Türk ve İye (ait) kelimelerinin birleşmesi ile oluşan Türkiye kelimesidir.

Osmanlı Devleti’nde, 19. yüzyıla kadar Türkiye adı kullanılmadı; Devlet-i Âliyye, Devlet-i Osmaniye, Memalik-i Şahane, Diyar-ı Rum adları kullanıldı. Daha sonra, Genç Osmanlılar arasında Osmaniye yerine Türkistan, Türkeli, Türkili gibi adlar önerildiyse de, Orta Asya’da Türkistan adlı bir devlet olduğundan bu benimsenmedi. Anayasada (1921) “Türkiye”[24] adı yazıldı ve 1923’de Türkiye adı resmi olarak kabul edildi.

Tarih

Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk ve silah arkadaşları tarafından, İstiklal Savaşı‘nın kazanılması ile, 1. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış ve savaşı kazanan devletlerce paylaşılmış Osmanlı İmparatorluğu’nun Anadolu ve Trakya’da kalan toprakları üzerine kurulmuştur. İstiklal Harbi, Misak-ı Milli sınırları[25] içinde ülke bütünlüğünü korumak, milli egemenliğe dayalı, tam bağımsız yeni bir Türk devleti kurmak için tüm milletçe girişilen, çok cepheli bir savaştır.

Kurtuluş Savaşı’nda düşmana karşı koyan, ülkenin direniş örgütlenmeleri ve güçleri olan milli güçler, Osmanlı’nın son ordusu ile Kurtuluş Savaşı milis ve gönüllülerinden oluşan Kuvayı Milliye‘dir.

Kuvayı Milliye, ülkenin dört bir yanının Yunan, İngiliz, Fransız, İtalyan birliklerince ele geçirildiği, Mondros Mütarekesi ile ülkeye ağır koşulların dayatıldığı, Osmanlı ordusunun silahlarının alınıp dağıtıldığı, her şeyin bitti sanıldığı günlerde, milletin tepkisi olarak doğan bir halk direnişidir.

12 Haziran 1919’da Havza’dan Amasya‘ya gelen Mustafa Kemal Paşa buradan yayımladığı bildiri ile ülkenin içine düştüğü durumu açıklıkla saptıyor, çözümün bütün güçlerin birleşmesinden geçtiğini vurguluyordu. Mustafa Kemal Amasya‘da Anadolu ve Rumeli’de kurulan Müdafaa-i Hukuk Dernekleri’ni birleştirme, kongreler yaparak tüm milletin kesin kararına dayalı yeni bir yönetim kurma amacıyla Amasya Tamimi’ni hazırlamıştır.[26]

Bu tamim milli egemenliğe dayalı yeni Türk devletinin kurulması yolunda atılan ilk adımdır. Milletin teşkilatlandırma ve mücadele yöntemleri belirginleşmiştir. Milli Egemenlik ve milli bağımsızlık fikri ilk kez ortaya atılmıştır.

8 Temmuz’da İstanbul‘a görevinden ve askerlikten ayrıldığını bildirerek, Osmanlı Hükümeti ile tüm ilişkilerini sona erdiren Mustafa Kemal ertesi gün Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Erzurum Şubesi’nin başkanlığına seçildi. 23 Temmuz 1919’da Mustafa Kemal’in başkanlığında toplanan Erzurum Kongresi’nde alınan karar;

Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, bölünemez.

Milli direnişi oluşturmada ikinci büyük adım olan ve 4-11 Eylül 1919 tarihinde yapılan Sivas Kongresi’nde[28] Mustafa Kemal Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin başkanı olarak seçilerek Milli Kurtuluş Savaşı’nın yetkili lideri haline gelmiştir.

27 Aralık 1919’da Ankara‘ya gelen Mustafa Kemal Ankara’yı Anadolu’daki direniş hareketinin merkezi olarak seçmiştir.

İstanbul‘un işgalinden üç gün sonra, Atatürk ünlü 19 Mart 1920 tarihli bildiriyi yayımlayarak, olağanüstü yetkiler taşıyan bir meclisin Ankara‘da toplanacağını bildirerek Türkiye Cumhuriyeti‘nin kuruluş temellerinin Ankara‘da atılmasını sağladı.

Atatürk 21 Nisan’da yayımladığı ikinci bir bildiri ile, Meclis’in 23 Nisan günü toplanacağını ve açılış töreninin nasıl yapılacağını duyurdu.[29]

TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal’i (Atatürk), başkanlığa seçti. Mustafa Kemal, kendi öncülüğünde kurulan TBMM’nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü.

Politik hayat

9 Eylül 1923’te Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk siyasi partisidir.[30][31] Merkez kanatta yer alır

Başlangıçta adı “Halk Fırkası” olan parti 1924 yılındaki kurultayda adını Cumhuriyet Halk Fırkası olarak değiştirdi. 1927 yılında Atatürk tarafından belirlenen, “Cumhuriyetçilik”, “Halkçılık”, “Milliyetçilik”, ve “Laiklik” ilkelerini tüzüğüne ekledi. 1935 yılındaki kurultayda daha önceki dört ilkeye Atatürk’ün kararıyla “Devletçilik” ve ‘”Devrimcilik” ilkeleri de eklenerek ilkeler altıya çıkarıldı ve partinin adı “Cumhuriyet Halk Partisi” oldu.

Türkiye’deki tek parti yönetiminin, bugünkü anlayış ve tanım çerçevesinde bir demokrasi olmadığı çok açıktır.

Doğu ve Orta Avrupa sağ ve sol diktatörlerin baskısı altında idi. Almanya’da Hitler İtalya’da Mussolini, İspanya’da Franko‘nun faşist yönetimleri vardı. Fransa, Belçika ve İsviçre’de kadınlar en temel insan haklarından biri olan siyasal haklardan yoksun bulunuyorlardı. Yani nüfusun yarısını oluşturan kadınların seçme ve seçilme özgürlükleri yoktu.

II. Dünya Savaşı’nın hemen ardından, gerek uluslararası siyasetteki gelişmeler, gerekse ülke içindeki yeni oluşumlar rejimin genel niteliğinde önemli değişiklikleri gündeme getirdi. Basında ve mecliste çok partili siyasal sistemi savunan bir anlayış oluştu. Buna CHP genel başkanı ve cumhurbaşkanı İsmet İnönü de yaptığı konuşmalarla destek verdi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Çok Partili Dönemi

1946 yılından itibaren Türk siyasi hayatının CHP dışında 2. bir partinin kurularak seçimlere çok partili olarak gidilmesi ile başlamıştır.

Çok partili hayat 1945 yılında Nuri Demirağ tarafından kurulan Milli Kalkınma Partisi ile başlamıştır. Ancak parti İsmet İnönü tarafından kapattırılmıştır.[kaynak belirtilmeli] 7 Ocak 1946’da Dörtlü Takrir’e imza atanlar tarafından kurulan DP‘nin parti genel başkanlığına Celal Bayar getirildi. DP, ekonomi ve siyasette liberal düzenlemeleri savunuyordu.

1950 genel seçimleri’nde Demokrat Parti galip olarak çıkmıştır. Adnan Menderes liderliğindeki DP ilk başlarda çok popülerken 1950’lerin sonlarına doğru yaşanan ekonomik sıkıntılar ve hükümetin antidemokratik uygulamaları nedeniyle sıkıntılı bir döneme girmiş ve 1960 yılında yapılan askerî darbe ile çok partili yaşam kesintiye uğramıştır.[kaynak belirtilmeli] Darbe neticesinde dönemin cumhurbaşkanı Celal Bayar ve dönemin Başbakanı Adnan Menderes idama mahkûm edilmiş fakat baskılar neticesinde Celal Bayar‘ın cezası müebbede çevrilirken, Adnan Menderes, Hasan Polatkan, Fatin Rüştü Zorlu idam edilmişlerdir.

Yönetim biçimi

Yönetim biçimi cumhuriyet olan Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal önderliğinde 1923’te kurulmuştur. Resmî dili Türkçe’dir. Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti yönetim anlayışı vardır. Kuvvetler ayrılığı esası vardır. Yasama işlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi, yürütme işlerini Hükümet, yargı işlerini ise bağımsız mahkemeler yapar. Türkiye’de 1923’te cumhuriyetin ilanı ile devlet başkanı, cumhurbaşkanı sıfatını almıştır. Cumhurbaşkanı devletin başı ve başkomutandır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’nin birliğini temsil eder. Anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) (Kuruluş: 23 Nisan 1920). Türkiye Cumhuriyeti’nin yasama organıdır. Halk tarafından her 4 yılda bir yapılan seçimler ile belirlenen milletvekilleri, TBMM çatısı altında yasama görevini yerine getirmek üzere kanunları belirler. TBMM‘ye 550 milletvekili seçilmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nde yürütmenin başı olan başbakan, Bakanlar Kurulu’na başkanlık eder, hükümeti ve icraatlarını yönetir. Türkiye Cumhuriyeti’nde her 5 yılda bir genel seçimle oluşan Meclis tarafından Başbakan, 5 yıl süre ile seçilir.

Ayrıca bakınız: Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, ve Başbakan

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 9 Eylül 1923’te Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş olan, Türkiye’nin ilk siyasi partisidir. Atatürk zamanında merkezde bir çizgi takip ederken, çok partili düzene geçişle birlikte ortanın soluna doğru kaymıştır. 1927 yılında “Cumhuriyetçilik”, “Halkçılık”, “Milliyetçilik”, ve “Laiklik” ilkelerini tüzüğüne ekledi. 1935 yılındaki kurultayda daha önceki dört ilkeye “Devletçilik” ve ‘”Devrimcilik” ilkeleri de eklenerek ilkeler altıya çıkarıldı ve partinin adı “Cumhuriyet Halk Fırkası” oldu.

Dış politika

Türk devleti, Lozan Antlaşması’nı I. Dünya Savaşı’nın galip devletleri ile eşit koşullarda imzalamış ve milletlerarası alanda, bağımsız bir devlet olarak yerini almıştır.

Atatürk Döneminde dış politikalar

Atatürk; Yurtta Sulh, Cihanda Sulh sözü ile uluslararası ilişkilerde Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî politikasının ne olacağını tüm dünyaya belirtmiştir. Atatürk barışçıl ancak Türk Milleti’nin çıkarını gözeten bir dış politika izlemiş ve bunun için döneminde bölge eksenli oluşumlar sağlamaya çalışmıştır. Bunla hem ülkenin hem ekonomik ve siyasi açıdan Türkiye için önemli olan bölge ülkelerinin her alanda işbirliği yapmasını sağlayarak Batılı ülkelerin uygulamaya çalıştığı dış etkiyi kırmayı amaçlamıştır.

Türkiye ve Milletler Cemiyeti

Türkiye, Milletler Cemiyeti’nin kurucu üyesidir.

Sadabat Paktı

Mustafa Kemal, ölümünden bir yıl önce (8 Temmuz 1937)’de gerçekleştirdiği Sadabat Paktı ile Ortadoğu ve Kafkaslar‘da İran’ı kendisine asıl muhatap olarak görmüş İran ile Türkiye’nin bölgesel işbirliği ve ortaklık antlaşması olarak Sadabat Paktı’nın imzalanmasını gerçekleştirmiştir.Türkiye, İran, Afganistan ve daha sonra Irak’ın katılmıştır. Sadabat Paktı, II. Dünya Savaşı sonrasında hukûken yürürlükte kalmıştır ama Atatürk sonrasında unutulmuştur.

Balkan Antantı

1934 de yapılan Üçüncü Balkan Konferansı’ ı sonucu ortaya çıkan Antant ile birlikte, taraflardan biri Balkanlı olmayan bir devlet tarafından saldırıya uğrar ve bir Balkan devleti de saldırgana yardım ederse, diğer tarafların bu Balkanlı saldırgana karşı birlikte savaşa gireceklerine dair gizli bir protokol de imzalanmıştı.

Atatürk Sonrası dış politika

Birleşmiş Milletler, NATO ve AB

Birleşmiş Milletler, Türkiye’nin aralarında bulunduğu 51 ülkenin katılımıyla 24 Ekim 1945 tarihinde kurulmuştur. Katılın ülke sayısı zamanla artarak günümüzde bu sayı 190’ı geçmiştir. Türkiye, Birleşmiş Milletler’e ilk üye olan ülkelerden biridir ve Birleşmiş Milletler ile Kore, Somali, Bosna, Filistin ve Afganistana asker göndermiştir. Son olarak da Lübnan’a asker gönderme kararı almıştır.

Türkiye, Ekim 2008’de 192 ülkeden 151 ülkenin oyunu alarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Geçici Üyeliği görevine seçilmiştir. Türkiye; 2 yıllığına bu görevinde, Avusturya ile birlikte Batı Avrupa’yı temsil etmektedir.

9 Nisan 1949’da Washington Antlaşması ile kurulan NATO bir kolektif savunma örgütü olarak bilinmektedir. Kurucu antlaşmanın özellikle 3., 4., ve 5. maddeleri önemlidir. Bu maddelerle üye ülkeler, ortak savunma için yeteneklerini geliştirmeye, herhangi bir üyenin toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlık ve güvenliği tehlikede olduğunda bir araya gelmeyi ve herhangi birine saldırıldığında bu saldırıya hepsine karşı yapılmış bir saldırı olarak kabul etmeyi taahhüt etmişlerdir.[34]

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişki 40 yılı aşkın bir süreye dayanır. Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak kurulduğu yıllarda, ortaklık için başvuran Türkiye, zaman zaman duraklayan ve zorlukla ilerleyen bu ilişkiyi, müzakere aşamasına kadar sürdürmüştür.

Türkiye ve Avrupa Birliği

DP, 31 Temmuz 1959’da AET’ye ortak üye olmak için topluluk konseyine başvurdu. 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi ve Menderes, Zorlu, Polatkan’ın idamları üzerine Fransa cumhurbaşkanı Charles De Gaulle, Türkiye’nin üyeliğinin dondurulmasını istemiştir. AT ile görüşmeler Eylül 1959-Ekim 1960’da istişari olarak başladı. Askeri darbe yüzünden görüşmeler 1960’a kadar kesildi. Türkiye, gümrük birliği hedefiyle görüşmelerde yer aldı. 1963’e kadar görüşmeler yapıldı. 12 Eylül 1963’de Ankara Anlaşması imzalandı, gümrük birliğine dayalı ve ortak üye olan Türkiye’nin tam üyeliğini amaçlayan anlaşma idi. 22 Temmuz 1970’de Katma Protokol imzalandı. Türkiye 25 Aralık 1976’da tek taraflı kararla bütün yükümlülüklerini dondurdu. 21 Eylül 1979’da iki taraf, ilişkileri 5 yıllığına dondurdu. 6 Şubat 1980’de dışişleri bakanı Hayrettin Erkmen, Türkiye’nin tam üyelik için başvuruda bulunacağını açıkladı. Ancak, 12 Eylül 1980’deki askeri darbe ile ilişkiler 6 yıl daha donduruldu. Türk parlamenterlerin üyelikleri düşürüldü. Avrupa, Türkiye’den demokrasiye dönüş takvimi uygulamasını istedi. 1986’da ilişkiler tekrar başlatıldı. 1987’de uyum anlaşması yapıldı. 18 Aralık 1989’da AT Komisyonu Türkiye’nin tam üyelik başvurusu hakkındaki görüşünü açıklamış, topluluğun 1992’den önce yeni üye kabul etmeyeceğini belirtmiştir. 21 Ocak 1992’de iki taraf arasında teknik işbirliği programı imzalandı. 21 Ocak 1992’de çalışma programı Ankara‘da imzalandı. 6 Mart 1995’de ortaklık konseyi kararında AB’ye Türkiye’nin gümrük birliği temelinde katılması AP’nin onay sürecine bağlandı. 2003 yılında Türkiye ile üyelik görüşmeleri başladı, ancak ucu açıklık ve hazmetme kapasitesi şartları konuldu, üyelik müzakere başlıkları 2005’de donduruldu. Papa ve Fransa, Almanya gibi kurucu üyelerin liderleri Türkiye’nin AB’ye girmesinin imkansızlığını açıkladılar.

Kıbrıs Barış Harekâtı

Kıbrıs Barış Harekâtı, 20 Temmuz 1974 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Garanti Anlaşması‘nın III. maddesine istinaden gerçekleştirdiği askerî harekâtın adıdır.

1878’de Rusya karşısında zor durumda kalan Osmanlı Devleti, Kıbrıs’ın yönetimini geçici olarak İngiltere’ye verdi. I. Dünya Savaşı’nda da İngiltere, Kıbrıs’a el koydu. 1950’lerin sonlarında bağımsızlık hareketi başladı ve uluslararası anlaşmalara dayanan bir Türk-Rum Ortak Devleti kuruldu. Fakat Rumlar Kıbrıs Türkleri’nin kazanılmış haklarını ellerinden alma ve Kıbrıs’ın tüm yönetimine el koyma yoluna gittiler. Böylece uluslararası anlaşmaları ve Anayasayı çiğnediler. Cumhurbaşkanı III.Makarios 1963 yılında devletin kuruluş antlaşmalarını tek taraflı olarak fessetiğini açıkladı. Böylece Kıbrıs Cumhuriyeti tarih sahnesinden çekilmiş oldu. Fakat amaç Türkleri adadan uzaklaştırıp Enosis’i yani adayı Yunanistan’a ilhak etmekti. Türklere ve Türk köylerine yapılan saldırılar sonucu birçok insan hayatını kaybetti ve binlerce insan göç etmek durumunda kaldı.

15 Temmuz 1974’te Yunaistan’da da cunta’nın yaptığı darbe ile Makarios koltuğundan indirilerek iktidara el konuldu ve geçici bir süre için Nikos Sampson Cumhurbaşkanlığı’na getirildi. Amaç olan Enosis çalışmaları nedeni ile Türkiye garantörlük hakkını kullanarak 20 Temmuz 1974 tarihinde adaya müdahale etti.

Türk kuvvetleri 22 Temmuz’da Girne’yi ele geçirdi. Türk paraşütçüleri Kıbrıs‘ın başkenti Lefkoşa’nın Türk kesimine indi. Yunan birliklerinin Ada’da garantör olarak bulunan Türk birliğine saldırması ise, çarpışmaların Ada geneline yayılmasına neden oldu. 22 Temmuz akşamı Türkiye, BM Güvenlik Konseyi‘nin ateşkes kararını kabul etti. Türk müdahalesi sonucu Yunanistan’daki cunta idaresi ve Kıbrıs Nikos Sampson Hükûmeti de yıkılmıştır.

Ancak 8 Ağustos’ta II. Cenevre Konferansı‘nın yapılmakta olduğu zamanda Türklerin ‘iyi niyet jesti’ olarak Limasol ve Larnaka civarında bir miktar köyü boşaltmış olmalarına rağmen, Millî Muhafız Alayı ve EOKA-B işgal ettikleri yerleri tahliye etmedikleri gibi ellerindeki esirleri de serbest bırakmamışlardır.

Türkiye, Rum-Yunan hükûmetleriyle anlaşmanın mümkün olmadığı kararına vararak 14 Ağustos’ta başlayıp 16 Ağustos’ta sona eren üç günlük II. Barış Harekatını gerçekleştirdi. Apar topar ülkeye dönen Başbakan Bülent Ecevit, Milli Selamet Partisi kanadına ateşkesi kabul etmemeleri halinde hükümetin bozulacağını ifade etti. Bu ateşkes ile Erbakan’ın planı hayata geçmemiş oldu. Harekât neticesinde bir taraftan Magosa‘ya diğer taraftan Lefke’ye varılarak Türk tarafının sınırları çizildi. İki harekatta toplam 498 Türk askeri, 70 Kıbrıslı Mücahit ve 270 Kıbrıs Türk’ü şehit oldu.

Ordu

Türk ordusunun kuruluş tarihi, Mete Han‘ın M.Ö. 209’da düzenli orduya geçtiği tarih olarak alınır. Orta Asya’da başlayan uzun öykü, büyük göçlerin neden olduğu hareketlilikle tüm ana karalara yayılmıştı. Doğuda, Hun, Göktürk ve Uygur devletleri, Batıda ise 1040 yılında Oğuz kökenli Türklerin kurduğu başka bir Türk devleti Selçuklu İmparatorluğu, Türkleri dünyaya tanıtmış oldu.

Türk Silahlı Kuvvetleri nin personel mevcudu 514,350’dir.İlgili yasalara göre görevi “2000’li yıllarda, yeni güvenlik sorunlarına ve sorunlara uygun şekilde tepki göstermek, belirsizliklere karşı hazır olmak, iç ve dış tehdit ve risklere karşı ülkenin güvenliğini sağlayabilmek için;

  • Caydırıcılık,
  • Güvenlik / Harekat Ortamının Şekillendirilmesi,
  • Savaş Dışı Harekat (Barışı Destekleme Harekatı, Doğal Afet Yardım Harekatı ve İç Güvenlik Harekatı),
  • Kriz Yönetimi,
  • Sınırlı Güç Kullanımı,
  • Konvansiyonel Harp gibi faaliyetleri icra etmek

olarak belirlenmiştir. Bu görevleri yerine getirebilmek için çok amaçlı birliklerin kurulması, sayısal fazlalık yerine teknolojik üstünlüğün kurulması, silah ve düzeneklerinin etkinliğini arttıracak teknolojik araştırmaların yapılması ve erken ikaz,darbe, elektronik harp, hava üstünlüğünün kurulması ve darbe gibi ek görevleri de yapmaktadır.Türk ordusu Avrupa’da Rusya’dan sonra 2., dünyada ise en güçlü orduya sahip ülke olarak 9. sıradadır.NATO’da ise Amerika’dan sonra birliğin gücünü değiştirebilen 2. ülkedir.

Türk Silahlı Kuvvetleri;

  • Kara,
  • Deniz,
  • Hava,
  • Jandarma ve
  • Sahil Güvenlik

komutanlıklarından oluşur.

Türkiye’de her 20 yaşına gelen Türk genci askere alınır. Eğer 20 yaşına geldiği vakit okuluna devam ediyorsa askerliğini erteletir. En az 4 yıllık yüksek okul mezunları kısa dönem askerlik yaparlar.

Türk Milleti

Atatürk; Türk Milleti’ni

“Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye Halkı’na Türk Milleti denir” şeklinde açıklamaktadır.

Bugünkü Türk Milleti’nin temelleri, 20. yüzyılda gerileyen ve toprak kaybeden Osmanlı’nın kendini tanımlamasıyla ortaya çıkmıştır. 1912-13 yılında kaybedilen Balkan Savaşları sonunda Balkanlar’dan Anadolu’ya göçenlerle Türklük şuurunun gelişmesi, Türk Milleti’nin oluşmasında ilk olgudur. 1915’deki Çanakkale Savaşı ile de bugünkü Türk Milleti’nin karakteristik özellikleri ortaya çıkmıştır. Çanakkale Savaşı Türk Milleti’nin ne olduğunu özetleyen ikinci olgudur. Çanakkale’den sonra Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması “Türk Milleti”nin tanımlanmasında üçüncü olgudur.

Amerikalı Türkolog Carter V. Findley, Dünya Tarihinde Türkler adlı eserinde, bugünkü Anadolu Türkleri’ni; Orta Asya steplerinde başlayan ve Ankara’da son bulan bir otobüs yolculuğuna benzetir. Otobüs Ankara’ya gelene kadar pekçok ara durakta durmuş ve bu ara duraklarda yolcuların kimileri inmiş ya da bazı yeni yolcular binmiş. Bu duraklarda Türkler pekçok kültürel etkileşime girmişler, yeni dinler tanımışlar fakat en önemli mirasları olan Türkçe’yi korumayı başarabilmişlerdir. Türkçe, Anadolu Türkleri’nin ve Milleti’nin anlamlandırılmasında temel etkenlerin başında gelmektedir. İkincisi otobüs pekçok durakta durmuş olsa da Orta Asya’da kurulan medeniyetin getirdiği sağlam kültürel birikim ve miras, kimliklerini korumak için dayanak olmuştur.

Türk Milleti’nin temel yapı taşını “Orta Asya Türk kültürü” oluşturur. Bunun yanında Anadolu’dan kaynaklanan medeniyetler ile İslamın getirdiği medeniyetler de Türk Milleti içinde kendine yer edinmiştir.

Sanıldığı aksine Türk milliyetçiliği, dünya’da en son gelişen “milliyetçilik hareketleri”nden birisidir. Türk milliyetçiliği Balkanlardaki ayrışmalar sonucunda ancak 20. yüzyılda kendini tanımlamaya başlamıştır. Türk edebiyatında, Türk tiyatrosunda, Türk sanat eserlerinde Batı’da olduğu gibi aşırı milliyetçi duygular, yapılanmalar görülmez. Osmanlı’dan gelen paylaşma sentezi ön plandadır.

Irkçılık veya herhangi bir unsurun diğerlerine baskı yapması anayasanın kesin hükümleriyle yasaklanmış olduğu gibi, halkta da, pek çok Batı toplumunun aksine, ırkçılık eğilimi ve alışkanlığı bulunmaz.

Türkiye’de yaşayan herkes etnik kimliğine bakılmaksızın Türk vatandaşıdır. Türk milleti ve devleti ayrılmaz bir bütündür. Herkesin etnik kimliğine saygı duyulur.

Atatürk’ün Türk’ü tarifi;

Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümid etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik (en aşağı), bir Türk Beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgârlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvelâ korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu, şimşek, yıldırım, güneş oldu. Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.

Din

T.C. vatandaşlarının büyük bir kısmı Müslümandır. Müslüman vatandaşların çoğunluğu Sünni mezhebindendir, Sünnilerin çoğu Hanefi’dir. Türkiye’deki en büyük ikinci inanış Aleviliktir. Bağımsızkaynakların hazırladığı tahmini raporlaraa göre Türkiye’de 8,500,000 ile 10 milyon Alevi vatandaş bulunmaktadır. Türkiye’deki Alevilerin büyük bir kısmı Sivas, Tokat, Erzincan, Malatya ve Tunceli kökenlidir. Bunların haricinde Şafii ve Caferi gibi diğer mezheplere dahil vatandaşlar da mevcuttur.

Türkiye laik bir ülkedir. Dinsel veya etnik özelliğe sahip bir siyasi parti kurulması anayasaya aykırıdır. Cumhuriyetin ilk yıllarında dinin devlet denetimi dışında yürütülemeyeceği kanaatine varılarak, devlet tarafından denetlenmesi gerektiği kararlaştırılmıştır. Buna dayanarak 3 Mart 1924 tarihinde Başbakanlığa bağlı bir teşkilat olarak Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.

Dini inanç veya inanmama, dini kuralları şahıs olarak uygulama veya uygulamama özgürlüğü Anayasa’nın korumasındadır.

1923’ten önce geçerli olan dini kanunlar tamamen geçerlilikten kaldırılmıştır.

Osmanlı Devleti’nde resmî aidiyet unsuru olan ‘Müslüman’ kavramı 1923’ten beri kullanılmıyorken, bu aidiyetin(iyelik) yerine, milli aidiyet(iyelik) olan ‘Türk’ kavramı getirilmiştir.

Toplam nüfusun çok küçük bir oranını gayrimüslimler oluşturur (Türkiye’nin toplam nüfusunun %0.2’den az) Bunlar 70.000 Ermeni Gregoryen, 25.114 Musevi, 17.194 Süryani, 2.270 Rum Ortodoks ve yaklaşık 5.628 diğer çeşitli din ve mezheplerden insanlardır (Katolik, Arap Ortodoks, Keldani, vs).

Türkiye’deki Rum Ortodoks, gayrimüslim nüfusun büyük bir kısmı, Lozan Antlaşması gereği Yunanistan’a göç etmiştir. Batı Trakya‘da yaşayan Müslümanlar ile İstanbul, Gökçeada ve Bozcaada‘da yaşayan Rumlar mübadele dışında bırakılmıştır. Balkanlar’da ve Kafkasya’da yaşayan Müslüman topluluklar da Slav – Ortodoks güçleri tarafından Türkiye’ye sürülmüş ya da Türkiye’ye kaçmak zorunda bırakılmıştır.

Dil

Türkiye’nin resmi dili Türkçedir. Bugün Türkiye Türkçesi nüfusun büyük bir çoğunluğu tarafından konuşulmaktadır. Bölgelere göre birçok farklı şiveler kullanılmaktadır. Eğitimde ve basın kuruluşlarında ise İstanbul ağzı tercih edilmektedir.

Tüm halkının iletişimini sağlayan ve hem resmi dil hem de eğitim dili olan Türkçenin yanında gündelik hayatta başka diller de konuşulmaktadır. Bunlar Abazaca, Arnavutça, Boşnakça Marmara bölgesi’nde ve İç Anadolu’da; Gürcüce ve Çerkezce Karadeniz’de; Arapça ve Kürtçe gibi diller Doğu ve Güney Doğu bölgelerinde kullanılmaktadır. Çok az sayıda olmalarına rağmen resmen azınlık durumunda bulunan Rumlar ve Ermeniler’in bir kısmı ile Museviler‘in küçük bir kısmı gündelik hayatta kendi dillerini konuşmaktadırlar.

Diğer yaygın olarak konuşulan dillerle karşılaştırıldığında, daha az sayıda sözcük ve harf ile daha çok bilgi aktarmak olanaklıdır. Diğer pek çok dilde olmayan bir özelliğe göre, bir sözcük köküne ekler ekleyerek, tek sözcüklü tümceler oluşturulabilir.

Coğrafya

Yüzölçümü

Türkiye’nin toprakları 36° – 42° Kuzey paralelleri ve 26° – 45° Doğu meridyenleri arasında yer alır.Doğusu ile batısı arasında 76 dakikalık bir zaman farkı vardır. Kabaca bir dikdörtgeni andırır ve genişliği 1.660 kilometredir. Göller ve adalar dahil kapladığı gerçek alan 814.578 km²’dir izdüşüm alanı ise 783,562 km²’dir. Türkiye’ye ait bu iki yüzölçüm değeri arasındaki farkın büyüklüğü arazinin dağlık ve engebeli olmasından kaynaklanır. Marmara Bölgesi % 8,5, Ege Bölgesi % 12, Akdeniz Bölgesi % 16, İç Anadolu Bölgesi % 18, Karadeniz Bölgesi % 18, Doğu Anadolu Bölgesi % 21, Güneydoğu Anadolu Bölgesi % 7,5 yer tutar. Trakya’nın yüzölçümü 24.370 km² dir. Türkiye’nin kara sınırlarının uzunluğu 2.875 km, adalar dahil sahil uzunluğu 8.333 kilometredir. Kara parçalarının toplam alanı 770.760 km², su alanlarının toplam alanı ise 9.820 km²’ dir.

Coğrafi bölgeler

Türkiye 6-21 Haziran 1941 tarihinde yapılan Birinci Türk Coğrafya Kongresi’nde 7 ana coğrafi bölgeye ve 21 coğrafi bölüme ayrılmış, Türkiye’nin yedi coğrafi bölgesinden dördüne komşu olduğu denizin adı verilmiştir, diğer üç bölge de Anadolu bütünü içindeki konumlarına göre adlandırılmışlardır. Oluşturulan coğrafi bölgelerin herhangi bir siyasi özelliği yoktur ve il sınırlarıyla da çakışmaz.

Yükseltiler

Ülkenin yarısından fazlası, yükseltisi 1.000 metreyi aşan yüksek alanlardan oluşur.Türkiye’nin ortalama yüksekliği 1132 metre’dir. Yaklaşık üçte biri orta yükseklikteki ovalar, yaylalar ve dağlar, yüzde 10’u da alçak alanlarla kaplıdır. En yüksek ve dağlık alanlar doğu kesimde yer alır. Kuzey kesimini Kuzey Anadolu Dağları, güney, doğu ve güneydoğu kesimlerini de Toroslar engebelendirir. Ülkenin en yüksek noktası, Ağrı Dağı’nın 5.137 metreye erişen doruğudur.

Düzlükler

Başlıca geniş düzlükler Çukurova, Konya Ovası ve Harran ovalarıdır.

Akarsular – Göller

Kaynağı ve denize döküldüğü yer ülke sınırları içinde olan en uzun akarsu 1.355 kilometre uzunluğundaki Kızılırmak’tır. En büyük doğal göl, 3.713 km² alan kaplayan Van Gölü’dür. 817 km²’lik alana yayılan Atatürk Baraj Gölü ise ülkenin en büyük yapay gölüdür. Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada‘nın yüzölçümü 279 km²’dir.

Deprem kuşağı

Türkiye, dünya’nın önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya kuşağı üzerindedir. [54]Kuzey Anadolu fayı boyunca 1939 yılından bu yana pek çok büyük ve yıkıcı deprem yaşanmıştır

İklim

Türkiye’nin üç tarafının denizlerle çevrili olması, dağların konumu ve yeryüzü şekillerinin çeşitlilik göstermesi, farklı özellikte iklim tiplerinin doğmasına yol açmıştır. Kıyı bölgelerinde denizlerin etkisiyle daha ılıman iklim özellikleri görülür. Kuzey Anadolu Dağları ile Toros Sıradağları, deniz etkilerinin iç kesimlere girmesini engeller. Bu yüzden iç kesimlerde karasal iklim özellikleri görülür.

  • Akdeniz iklimi: Akdeniz ve Ege Denizi kıyılarında etkili olan bu iklim tipi, Marmara Denizi’nin güney kıyısına kadar sokulur. Kıyıdan yaklaşık 800 metre yüksekliğe kadar bu iklimin özellikleri görülür. Bu iklim tipinde yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır.
  • Karadeniz iklimi: Türkiye’nin kuzey kıyılarında, dağların denize bakan yamaçlarında görülen bir iklim tipidir. Bu iklimde yaz sıcaklığı, Akdeniz ikliminde olduğu kadar etkili değildir. Kış mevsimi, güney kıyılarına göre soğuk geçer. Yağış miktarı fazladır.
  • Karasal iklim: Türkiye’nin denizlerden uzak, yeryüzü şekillerinin meydana getirdiği engellerden dolayı deniz etkisinden yeterince yararlanamayan kesimlerinde karasal iklim görülür. İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Trakya’nın iç kesimleri karasal iklimin etkisi altındadır. Buralarda mevsimlik ve günlük sıcaklık farkları büyük, yağışlar genel olarak azdır. Kışlar uzun, soğuk ve karlı, yazlar kısa fakat sıcaktır.

Ekonomi

Kuruluş yıllarında Osmanlı Devleti’nin yıkılış döneminin savaş yenilgileri geçmişiyle başlayan Türkiye ekonomisi 1923 sonrası yıllarda harap vaziyetteydi. İstanbul ve İzmir haricinde ne sanayi, ne sermaye sınıfı, ne altyapı, ne de eğitim mevcuttu. En basit ürünler dahi ithal edilmek zorundaydı. 12 milyonluk nüfusun büyük çoğunluğunu okuma yazma bilmeyen yoksul insanlar oluşturuyordu. Anadolu’daki büyük toprak sahipleri de sanayi burjuvazisini oluşturmaktan çok uzaktı.Bu yüzden hızlı bir kalkınmaya ihtiyaç vardı.Bunu gerçekleştirmek için 17 Şubat – 4 Mart 1923 tarihlerinde İzmir İktisat Kongresi toplandı.Yeni kurulacak devletin ekonomisinin ana ilkeleri belirlendi.Bu ilkeler II. Dünya Savaşı başlayana kadar başarıyla uygulandı.1929 – 1939 yılları arasında dünya sanayi üretimi %19 artarken, Türkiye’de sanayi üretim artışı %96’yı buldu. Sovyetler Birliği ve Japonya dışında hiçbir ülke, bu alanda Türkiye’den daha hızlı bir büyüme sağlayamadı. 1924 – 1938 arasındaki 11 bütçenin kesin hesabı denk bağlanmış, 3’ü fazla vermiş, sadece 1’i açıkla (içinde Aşar vergisinin kaldırıldığı 1925 yılı ) kapanmıştır.1923-1938 yılları arasında ortalama yıllık % 4-6 oranında reel büyüme hızı elde edildiği halde enflasyon çok düşüktür.1930’da T.C. Merkez Bankası kurulmuş, 1931’de 6127 kilo olan, T.C. Merkez Bankası âltın mevcudu, 1938’de 26190 kiloya ulaştırılmış, Düyun-u Umumiye Borçlarının, 1933’te yapılan anlaşmaya uygun olarak ödenmesini sürdürülmüş, ödemeler dengesi ile devlet bütçesi dengesi kurularak korunması sağlanmıştır.1930-1937 yılları arasında sürekli olarak dış ticaret fazlası sağlanmıştır.En son dış ticaret fazlası 1946’da sağlanmış olup 62 yıldır sürekli açık verilmektedir.

II. Dünya Savaşı sonrasına kadar devlet ekonomisiyle yaşayan toplum, 1950’den sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin de etkisiyle büyük bir kapitalist sanayi kalkınma dönemine girdi. Bugün de sürmekte olan bu kalkınma süreci özellikle büyük toprak sahiplerinin, hızla modern sermaye sınıfına dönüşmesine yolaçtı. Anadolu’nun kalkınması ve alt yapısının oluşması sürecinde 200 milyar ABD dolarından fazla borç oluştu. GAP projesi ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu teşvik programları halen sürmektedir.

Yıllık ortalama %6 üzerindeki ekonomik gelişme ile beraber büyük bir değişim ve modernleşme başladı. Öncelikle İstanbul, İzmir, Adana ve Mersin, gibi Batı bölgeleri, 1980’den sonra da bütün Anadolu illerinde özellikle Bursa, Gaziantep ve Kayseri ‘de büyük sermaye ve sanayi oluştu. Sabancı, Koç, Zorlu gibi kurulan onlarca büyük sanayi holdinginin yanında yüzbinlerce büyük, orta ve ufak ölçekteki şirket, ve oluşan işçi sınıfı, dinamik bir ekonominin taşıyıcıları oldular.

Forbes dergisine göre Mart 2008’den itibaren Türkiye’nin malî merkezi olan İstanbul’da 35 tane bilyoner yaşamaktadır (2007’de 25 taneden bir çoğalma). Böylece İstanbul, Moskova (74 bilyoner), New York (71) ve Londra’dan (36) sonra dördüncü sırada bulunarak Hong Kong (30), Los Angeles (24), Mumbai (20), San Fransisko (19), Dallas (15) ve Tokyo’dan (15) daha çok bilyonere sahiptir.

Günümüzde Türkiye ekonomisi, dünyanın en büyük 17. ekomomisidir [57]. Hedef ise, cumhuriyetin 100. yılında (2023), dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer almaktır.

Eğitim

Kuruluş yıllarında toplam 12 milyonluk nüfusun büyük çoğunluğu okur-yazar değildi. Günümüzde bu oran %90’dır. Türkiye eğitim sistemi; 8 yıllık temel eğitime dayanır. Daha sonra 4 yıllık orta öğrenim dönemi vardır. Üniversiteye geçiş Öğrenci Seçme Sınavı ile gerçekleştirilir. Yaygın eğitim kurumları bazında halkeğitimler bulunmaktadır. Açıköğretim sistemi de pekçok öğrenci tarafından kullanılmaktadır.

1930’lara kadar İstanbul Teknik Üniversitesi ile birlikte İstanbul Üniversitesi ülkedeki sadece iki üniversite iken, günümüzde üniversite sayısı 125’tir.Üniversitesi olmayan il yoktur.Shangai Jiao Tong üniversitesinin 2003 yılından beri yürüttüğü kapsamlı araştırma sonucunda İstanbul Üniversitesi dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasında gösterilmektedir.

Türkiye’nin en eski üniversitesi olan İstanbul Üniversitesi’nin kuruluş tarihi 1453 yılına, en eski teknik üniversitesi olan İstanbul Teknik Üniversitesi’nin kuruluş tarihi ise 1773 yılına dayanır.

1961 Anayasasının 120. maddesinde üniversiteler özerk kuruluşlar olarak yer alırken, 27 Ekim 1960 tarihli 115 sayılı yasa, 1946 tarihli 4936 sayılı yasanın bazı maddelerini değiştirip yeni maddeler eklemiştir. Bu yasayla Milli Eğitim Bakanlığı‘nın Üniversite üzerindeki yetkileri azalmış, fakülte kurullarına daha geniş katılım sağlanmış ve kadro tıkanıklıklarını aşmak üzere yeni düzenlemeler getirilmiştir. Kısaca yönetim, teşkilat, öğretim üyelği ve yardımcılığı konularında daha geniş özerklik koşullarında yeni esaslar konmuştur

2002 MEB istatistiklerine göre; toplam 6065 lise (ortaoğretim) bulunmaktadır. Bunların 2637’si genel(düz) lise (özel liseler dahil), 3428 tanesi ise mesleki lisedir.

turkiyeh
Skorkowsky would not say outright look through this portal do my homework that he opposes the plan

Türkmenistan

turkmenistanTürkmenistan, resmî adıyla Türkmenistan Cumhuriyeti, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılışından sonra bağımsızlığını kazanan Orta Asya Türk cumhuriyeti. Resmî para birimi Manat’tır. Yönetim şekli cumhuriyettir. Türkmenistan, BM, İKÖ, BDT gibi uluslararası kuruluşlara üyedir. Devlet Televizyon Kuruluşu vardır. Özel televizyon yayını bulunmaktadır.

İran, Irak, Suriye, Anadolu Türkmen boylarına ait olanlar için “Türkmen” deyimi kullanılır. Türkmenler, Türklerin Oğuz soyundandır.].

Özellikle Safevi Türk hükümdarı Nadir Şah’tan sonra çeşitli kavimlerin saldırılarına uğrayan Türkmenler 1835’ten sonra Merv Bölgesine doğru yayılmaya başlamışlardır. 1860’da da Govşut Han’ın önderliğinde Farsları yenilgiye uğratmış ve bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.

1873’te Ruslar Hive’yi işgal etmişler ise de, daha sonra yenilgiye uğramışlardır. 1916’da başlayan Türkistan ulusal ayaklanması devam etmiş, 1920’de de Türkmenler Hive’yi geri almışlardır.

1924’te Türkmen Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştur. 7 Ocak 1990 tarihinde ise Türkmenistan’da, seçimler yapılmış, resmi dil Türkmence kabul edilmiş, 22 Haziran 1990 tarihinde Türkmenistan egemenliğine, 27 Ekim 1991 tarihinde de bağımsızlığına kavuşmuştur. Bugün gelişen ekonomisi ve genç nüfusu ile Orta Asya’nın en güçlü ülkelerinden biridir.

Türkmenistan’ın bağımsızlığını ilk Türkiye tanımıştır.

Türkmenistan başkanlık sistemi ile yönetilen, anayasasına göre, demokratik, laik bir hukuk devletidir. Tarafsızlık statüsü Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından onaylanmıştır. Halk Maslahatı milli iradenin en yüksek temsilcisi niteliğindedir. Ayrıca anayasa değişikliği, referandum, ülkenin ekonomik, sosyal ve politik gelişmesine yön verecek ana konularda tavsiyeleri tartışma ve karar alma yetkisine sahiptir. Ancak Halk Maslahatı yasama organı değildir. Türkmenistan’ın yasama organı Meclis’tir. Halk Maslahatı kararları Meclis tarafından yasalaştırılır. Meclis, anayasanın hazırlanması ve değiştirilmesi, kanunların yasalaştırılması, parlamento ve başkanlık seçimlerinin tarihlerinin belirlenmesi, Başbakan yardımcılarınca yürütülen faaliyetlerin onaylanması, bütçenin onaylanması hususlarında yetkilidir. Türkmenistan’da tek parti bulunmaktadır.

Tarihteki Türk Devletleri Türkmenistan’da 12 Nisan 1993 tarihinden itibaren Kiril harflerinin bırakılması, belli bir süre sonra da Latin harflerine (alfabesine) geçilmesi kararlaştırılmıştır. 9 yıllık zorunlu eğitim bulunan ülkede ayrıca 9 yıllık meslek okulları ve bunlara bağlı 4 yıllık yüksek eğitim okulları(Üniversiteler) vardır. Ama 2007 senesinden sonra zorunlu eğitim okullarda 10 sene ve Üniversitelerde de 5 sene olmuştur. Ülkede Magtymguly Devlet Üniversitesi ve Türkmenistan Bilimler Akademisi,Türkmen – Türk Üniversitesi ve diğerleri mevcuttur. Tüm Türk Devletlerinde olduğu gibi Türkmenistan’da da çok sayıda Türk Okulu bulunmaktadır. Bu okullar Türkmen – Türk ilişkilerinin gelişmesinde büyük etkenlerdendir.

Türkmenistan’da doğalgaz, elektrik, su ve tuz’un 2030 yılına kadar vatandaşlara tamamen bedava dağıtılması kararlaştırılmıştır. Türkmenistan’da sağlık hizmetleri tamamen devlet tarafından verilmekte olup, askeri ve demiryolu personeli kendi kurumları tarafından bu hizmeti almaktadır.

Sağlık sektörü dört bölümde faaliyet göstermektedir:
a- Araştırma hastaneleri,
b- Şehir düzeyinde sağlık kuruluşları, doğumevi ve dispanserleri
c- İlçe düzeyinde sağlık kuruluşları
d- Köylerde, köy hastaneleri, doğumevleri
Bunların yanında koruyucu sağlık hizmetleri de sağlık sektöründe önemli yer tutar.

Türkmenistan’da sosyal yardımın büyük çoğunluğu emekli fonundan karşılanmaktadır.

Emekli ve Sosyal kesintilerle ödenmektedir.

Türkmenistan’da internet teknik yetersizlik ve yasal nedenlerden dolayı cok güç bir sekilde ve oldukça düşük hızda saglanmaktadır.(çevirmeli ağ bağlantısı ile 56 kbps) Evlerde internet kullanımı yok denecek kadar azdır.Bunun nedenide türkmentelekomun internet dagıtımını tekelinde tutması ve pahali hizmet vermesidir.Türkmentelekom kullanıcılarına interneti aylık 8 dolar sabit ücretin yanı sıra saati yaklaşık 1 dolardan hizmet vermektedir.

Türkmenistan’da üretilen başlıca tarım ürünleri; pamuk, arpa, buğday, mısır, çeltik, susam, kavun, karpuz, üzüm, meyan kökü ve doğal ipektir. Türkmenistan, Orta Asya’da Özbekistan’dan sonra ikinci önemli pamuk üreticisidir. Dünya sıralamasında ise ilk 10 ülke arasında bulunan bu ülkenin pamuk üretimi, toplam tarım sektörünün %70’ini oluşturmakta ve ürünün %20’si işlenmek üzere diğer Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ülkelerine ihraç edilmektedir. Ayrıca pamuk ihracından elde edilen gelir, toplam ihracat gelirinin %20’sini oluşturmaktadır.

Hükümetin tahıl üretiminde uyguladığı “kendi kendine yeterlilik” politikası neticesinde 1993 – 1998 yılları arasında tahıl üretimine tahsis edilen toprak yüzölçümü 259 bin hektardan, 650 bin hektara çıkmış ve üretim %150 artış göstermiştir. Yüksek destekleme fiyatları ve iyi hava koşulları, kendi kendine yeterlilik hedeflerinin tutturulamadığı dört yılı müteakip, 1998 ve 1999 yıllarında büyük tahıl hasatının elde edilmesi sonucunu vermiştir.

Bitki örtüsü bakımından fakir olan Türkmenistan, madenler yönüyle oldukça zengindir. Madencilik ve enerji sektörü, sahip olduğu zengin mineral kaynaklar nedeni ile sanayi üretimde önemli bir yer tutmaktadır. Ülkenin işletilebilen başlıca doğal kaynakları; doğalgaz, sodyum sülfat, krom (Karaboğaz Lagunu), sülfür, kurşun, galyum (Gaurdak Bölgesi), bentonit (Oglanlı Bölgesi), brom, iyot (Çeleken, Nebitdağ) ve petroldür.

Ayrıca, önemli miktarda sodyum ve potasyum çıkartılarak, kimya sanayinde kullanılmaktadır. Tuz üretimi madencilik faaliyetleri arasında önemli bir yer tutmakta ve üretimin büyük kısmı kimya sanayinde kullanılmaktadır. Ülkede son yıllarda altın ve platin rezervlerine de rastlanmıştır. Türkmenistan, SSCB’nin en büyük sodyum sülfat üreticisi olmasına rağmen, zamanla bu rezervler tükenmiş ve sodyum sülfat tesislerinin faaliyetleri durdurulmuştur.

Türkiye ile Türkmenistan arasında imzalanan “Ekonomik ve Ticari İşbirliği Anlaşması” uyarınca petrol, maden ve enerji kaynaklarının aranması, çıkarılması ve işletilmesi konularında anlaşmaya varılmıştır.Sanayi geliştirmektedir.

Türkmenistan Ekonomisinin Temeli Doğalgaz ve Petrolden oluşur

Türkmenistan gerek elektrik üretimi, gerek diğer enerji kaynakları, özellikle de doğalgaz açısından zengin bir ülkedir. Ülke ekonomisinin temel taşını pamuk, doğalgaz ve petrol oluşturmaktadır.

Başta Rusya Federasyonu olmak üzere, SSCB’de bulunan doğalgaz rezervleri, toplam dünya doğalgaz rezervlerinin yaklaşık %40’ını oluşturmaktadır. Bu ülkelerdeki toplam doğalgaz rezervlerinin yaklaşık %85’i de Rusya Federasyonu’nda bulunmaktadır. Orta Asya Cumhuriyetleri arasında en büyük doğalgaz rezervlerine ve yıllık üretim kapasitesine sahip olan ülke Türkmenistan’dır. Türkmenistan’daki doğalgaz rezervleri, bölgedeki toplam rezervlerin %5’ini oluşturmakta olup, tespit edilen toplam doğalgaz rezervleri yaklaşık 2,86-4,4 trilyon m3 civarındadır. Ancak bağımsızlıktan sonra üretim, ihracat imkanlarının da daralmasıyla yarı yarıya azalmıştır. Üretilen doğalgazın %84’ü ihraç edilmektedir.

Bağımsızlıktan bu yana gaz üretimi 100 milyar m3’lerden, 15 milyar m3’e gerileyen Türkmenistan, 1999 yılında 22,9 milyar m3 gaz üretmeyi başarmıştır.

Doğalgazın ihracatı için Rusya üzerinden geçen boru hattı kullanılmaktadır. Ayrıca, 1997 yılında açılmış olan 200 km’lik, İran ile bağlantı sağlayan sınırlı kapasitedeki bir boru hattı da mevcuttur. Halihazırda Afganistan üzerinden Pakistan ve Hindistan’a gaz naklini sağlayacak bir boru hattı projesinin geliştirilmesi konusunda çalışmalar sürdürülmektedir. Türkmen gazının Türkiye’ye getirilmesi için çalışmalar sürmektedir.

Aralık 1998’de Türkmenistan ve Ukrayna, Ukrayna’ya yıllık 20 milyar m3 Türkmen doğalgaz ihracatı için anlaşmıştır. Yıllık 720 milyon dolar ihracat geliri sağlayacak bu anlaşma, Nisan 1999’da Ukrayna’nın ilk doğalgaz sevkiyatlarının parasını ödememesi sonucu aksamış, Türkmenistan sevkiyatı durdurmuştur. 1999 yılı Aralık ayında ise Türkmenistan ve Rusya 20 milyar m3 Türkmen doğalgazın Rusya’ya ihracı konusunda anlaşmıştır. 19 Şubat 2000’de Gazprom yönetimi Türkmenistan’dan alacağı doğalgaz miktarını 50 milyar m3’e çıkarmak için Türkmenistan’la prensip anlaşmasına varmıştır. Yuri ve Maksat Babayev kardeşlerce yönetilen Türkmenistan Ulusal Petrol Şirketi’nin, Gazprom’da yüzde beş hisseyle ortaklığı bulunmaktadır.
Ülkede bulunan petrol rezervlerinin 1.1 milyar ton (1.7 milyar varil) olduğu tahmin edilmektedir. Bugün yıllık üretim ortalama 5 milyon ton düzeyindedir. Ham petrol, yıllık kapasitesi 5.5 milyon ton olan Türkmenbaşı rafinerisinde işlem görmektedir.

turkmenistanh Disgusting gags demeaning feminists and aly in particular were captioned on the picture and circulated until they found their way to other platforms like reddit and https://spying.ninja/spy-snapchat 9gag

Uganda

uganda

  • Konuşulan dil;,
    • Ganda veya Luganda ve diğer Bantu dilleri,
    • Nilo-Sahara dilleri,
    • Svahili,
  • Din;
    • Katolik %41.9
    • Protestan %35.9
    • Müslüman %12
    • Diğer %9.2
  • Etnik yapı;
    • Baganda %17,
    • Ankole %9.5,
    • Basoga %8.4,
    • Iteso %6.4,
    • Langi %6.1,
    • Bagisu %4.6,
    • Acholi %4.7,
    • Bunyoro %2.7,
    • Diğer %29.6

Coğrafi Veriler

  • Ülke sınırları: 2,698 km
  • Komşu ülkelerle sınırları:
    • Kongo Demokratik Cumhuriyeti,
    • Kenya,
    • Ruanda,
    • Sudan,
    • Tanzanya.
  • Toprağın kullanımı; %25,34
  • Sulanan arazi; 90 km²

Demografik Veriler (2003)

  • Nüfus artış hızı; %2,96
  • Nüfus yapısı (yaşa göre); 0-14 %50,8; 15-64 %46,8; 65- %2,4
  • Ortalama yaşam süresi; 44,9
    • Kadın 46,4
    • Erkek 43,4

Ulaştırma

  • Demiryolu; 1,241 km
  • Karayolu; 27,000 km

Enerji Tüketimi

  • Elektrik üretimi 1,928 Milyar kw
  • Fosil yakıtlar %0,9
  • Hidro %99,1
  • Elektrik ihracatı 174 Milyon kw
  • Elektrik ihracatı 1 Milyon kw
  • Petrol üretimi 0
  • Petrol tüketimi 8,75 Milyar varil.

ugandah Zur rückkontrolle kann man andere tasten gedrückt halten, die nachste Seite nicht zu den naturtönen gehören

Ukrayna

ukraynaUkrayna (Ukraynaca: Україна, Ukrayina, /Ukrɑinɑ/), Doğu Avrupa’da ülke. Doğusunda Rusya, kuzeyinde Beyaz Rusya, batısında Polonya, Slovakya ve Macaristan, güneybatısında Romanya ve Moldova, güneyinde Karadeniz ve Azak Denizi, güneydoğusunda yer alır. Kiev kenti Ukrayna’nın başkentidir.

Ukrayna ismi, Eski İslav Dili’nde “sınır ülkesi” manasına gelmektedir; ancak şimdi bilimsel çevrelerde başka görüşler de mevcuttur. Ukrayna, Slavlar’dan önce sırayla İskitler, Hunlar, Hazarlar, Kıpçaklar ve Altınordu Devleti tarafından kontrol edilmiştir. Günümüzde Ukrayna’nın başkenti olan Kiev 9. yüzyılın ortalarına kadar Hazar Hanlığı‘nın bir parçasıydı. 860 yılı civarında Viking kralı Rurik’in kumandanları tarafından Hazarların elinden alındı ve Kiev Knezliği’nin bir parçası oldu. 14. yüzyılda Ukrayna topraklarının doğu kısmı Kiev dahil Litvanya Grandüklüğü’nün eline geçti. Batı kısımlar ise Lehistan Krallığının bir parçası haline geldi.

16. yüzyıl ortalarında Dinyeper nehri boylarındaki Zaporizya bölgesinde yaşayan bazı gruplar örgütlenerek devletimsi bir birlik oluşturdular. Kendilerine Kazak adını veren bu savaşçı insanlar Lehistan, Osmanlı Devleti ve Çarlık Rusyası‘nı talan ederek geçimlerini sağlıyorlardı. 1648 yılında Bohdan Khmelnytsky’nin önderliğindeki Kazaklar Lehistan’a karşı büyük bir ayaklanma çıkardılar. Rusya’nın desteğiyle çıkarttıkları bu ayaklanmada başarılı olan Kazaklar Lehistan’dan özerklik kazanarak Zaporizya’da tarihteki ilk Ukrayna devleti olan [[Kazak Atamanlığı]’nı kurdular. 17. yüzyılın ikinci yarısında bu bölge Lehistan, Osmanlı Devleti ve Çarlık Rusyası arasında büyük çekişmelere sahne oldu. Ancak Lehistan ve Osmanlı Devleti’nin zayıflaması üzerine bu durumdan Rusya karlı çıktı. 18. yüzyılın sonunda Lehistan’ın parçalanması sonucu Rusya Ukrayna’nın büyük bir bölümüne el koydu.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra 1919 yılında Ukrayna Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kuruldu. Bu cumhuriyet 1922 yılında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne katıldı. II. Dünya Savaşı başladıktan sonra 22 Haziran 1941 tarihinde Alman Wehrmacht birlikleri Sovyetler Birliğine girdiler. İşgal döneminde 5-8 milyon civarında Ukraynalı yaşamını kaybetti. 500 bin civarında Yahudi öldürüldü.

Ukrayna’nın Sovyet dönemi tarihindeki en önemli olaylardan birisi de 16 Nisan 1986 tarihindeki Çernobil reaktör kazasıdır. Bu kazadan dolayı ortaya çıkan radyoaktif serpinti 350.000 kişinin olay bölgesinden uzaklaştırılmasına neden oldu. 8 Aralık 1991 tarihinde Beyaz Rusya, Rusya ve Ukrayna ortak bir karar alarak Sovyetler Birliği’ni resmen ortadan kaldırmaya karar verdiler. Bağımsız Devletler Topluluğu ilan edildi ve Ukrayna bağımsız bir devlet haline geldi. 2004 yılında Ukrayna tartışmalı bir devlet başkanlığı seçimi yaşadı. Turuncu Devrim adı verilen protestolar sonucu seçimler yenilendi ve Viktor Yuşçenko devlet başkanı seçildi.

Bilimsel açıdan en yaygın olarak kabul edilen görüş, Ukrainlerin, Rusların ve Belorusların (Beyaz Rusların), tahminen 14-16. yüzyıllarda Doğu İslav Kavimlerinden kaynaklanmış olmaları şeklindedir. Öte yandan Sovyet kaynakları ve günümüz Rusya Federasyonunda kabul edilen kaynaklar, Ukraynalıların ve Belorusların, Ruslardan geldiklerini söyler. Ancak 8-9. yüzyıllarda kurulan, merkezi çağdaş Ukrayna’nın başkenti Kiev’de bulunan ve sonradan Kiev Rus Devleti adı verilen devlette eski İslav Kavimlerinin temsilcilerinin yaşadıkları bir gerçektir ve mevcut vakayinamelerde millet olarak Rus, Ukraynalı adı geçmiyor. Aynı zamanda günümüz Ukrayna’sında yaygın kaynaklar aslında Rusların Ukraynalılardan kaynaklandığını iddia eder; yaklaşık 14. yüzyıla kadar varlığını sürdüren Eski Kiev Rus devletinde yaşayan halk, Ukraynalılarmış; Moğollar geldikten sonra Ukraynalılar’ın çoğu Kiev’i terk edip, Kuzeye doğru göç etmeye başlamış ve sonra, yeni bir devletin başkenti olacak Moskova adlı bir kenti kurmuşlar; yeni devletin adı, Moskova Rus Devleti, sonra Rus Çarlığı sonra da Rus İmparatorluğudur. Yani bu görüşe göre, günümüzde Moskova’da ve etrafında yaşayan halk, Kiev’den gelen Ukrayna kökenli halkmış; Kiev’de ve Ukrayna’da günümüzde yaşamakta olan halk ise, Ukraynalı ve Moğol-Tatar karışımıymış diye bir görüş de yaygındır. Ancak hem Rusyada hem de Ukraynada resmi düzeyde kabul edilen görüşler, siyasal tutumdan ve devletin menfaatlerinden kaynaklanmaktadır; gerçek şudur: Rusların mı Ukraynalıların mı daha eski bir halk olduğunu, hangi dilin hangisinden kaynaklandığını tartışmak anlamsız bir şeydir, çünkü bu iki halkın (ve aynı zamanda Belorusların)ve dillerinin aynı kökeni vardır ve hiç biri bir öbüründen eski değildir. Ancak politika tarihe karışmaya çalışınca işte böyle ‘tarihi teoriler’ (ama aslında tarihe aykırıdır) ortaya çıkar.[kaynak belirtilmeli]

Ukraynalı kimliğini oluşturan etnik topluluklar şunlardır:[1]

  1. Ukrainler (% 73,8)
  2. Ruslar (% 10,3)
  3. Beyaz Ruslar (% 0,6)
  4. Kırım Tatarları (% 7,5)
  5. Moldovanlar (% 0,5)
  6. Bulgarlar (% 0,2)
  7. Macarlar (% 0,3)
  8. Romenler (% 0,3)
  9. Lehler (% 0,3)
  10. Yahudiler (% 0,2)
  11. Yunanlılar(% 0,2)
  12. Ermeniler (% 0,2)
  13. Tatarlar (Kazan Tatarları) (% 3)
  14. Çingeneler (% 0,1)
  15. Azeriler (% 0,3)
  16. Gürcüler (% 0,1)
  17. Almanlar (% 0,1)
  18. Gagauzler (% 0,2)
  19. Diğerleri (% 0,4)

Tüm SSCB devletlerinde olduğu gibi Ukrayna’da da ekonomi ve üretimin bütün sektörleri başta Rusya olmak üzere diğer Sovyet Cumhuriyetlerine bağlıydı. 1991’de SSCB dağıldıktan sonra Ukrayna’da bir çok fabrika, işletme kalmıştı ancak yeni kurulan devletler derin ekonomik ve siyasal krizler yaşamakta oldukları için Sovyetler zamanındaki ilişkiler kesilmişti; işletmeler, fabrikalar çalışamıyordu. Yeni piyasa koşullarında ekonominin yeniden hayata dönüştürülmesi ve canlandırılması senelerce sürdü; haksız özelleştirme sonucu SSCB’den kalan fabrikaların çoğu yeni oligarşinin temsilcilerine neredeyse bedava satılmıştı. Şimdi Ukrayna’nın ekonomisi biraz da olsa canlanmış durumda, yavaş yavaş çalışmaktadır. Ukrayna’da maden kömürü rezervleri çoktur, ancak yeni teknolojilerin yetersizliği nedeniyle maden kömürü çıkarımı pek gelişmiş değil, ocaklarda sık sık gaz patlamaları meydana gelir. Başlıca ihracatlar, maden kömürü, büyük çaplı borular, hurda demir; Ukrayna’da tarım gelişmiştir ancak AB ve WTI (DTÖ) engelleri yüzünden tarım ürünleri fazla ihraç edilmiyor. Doğalgaz konusunda Ukrayna, tüm Avrupa gibi Rusya’ya bağlıdır; petrol konusunda da Rusya’ya ve Asya ülkelerine bağımlılık söz konusudur. Ukraynada sıradan vatandaşların yaşam düzeyi düşük; yoksul sayılabilen insanların sayısı, tüm nüfusun %30’u civarında. Aynı zamanda iktidar başında bulunanlar (oligarşi) çok zenginler. 2007-2008 başında enflasyon oranları yükselmiş (2007 – %17; Ocak 2008 – % 2,9).

ukraynah Misogynists were using it point and https://topspyingapps.com/ laugh

Umman

ummanUmman Sultanlığı güneybatı Asya’da, Arap Yarımadası’nın güneydoğusu kıyısında yer alır. Kuzeybatıda Birleşik Arap Emirlikleri, batıda Suudi Arabistan, güneybatıda ise Yemen ile sınır komşusudur. Güneyde ve doğuda Hint Okyanusu, kuzeydoğuda ise Basra Körfezi ile çevrilidir. Ülke ayrıca tamamı Birleşik Arap Emirlikleri ile çevrili bir toprağa da sahiptir.

Bugünkü Umman topraklarında insan yerleşiminin izleri en az 10 bin yıl önceye dayanır.Umman’ın bugünkü kabile sisteminin kökleri Arabistan Yarımadasının güneybatısından MS 2. yüzyılda başlayan göç hareketine kadar uzanır.Kabile çekişmeleri ve İran’dan gelen saldırılar, bölgenin İslam dinini benimsediği 7. yüzyıla değin sürdü.Yarımadanın coğrafi kopukluğunun yarattığı elverişli ortamda kolayca yayılma olanağı bulan Hariciliğe bağlı İbadiye mezhebi, aynı zamanda bölgede siyasi birliğin sağlanmasına zemin hazırladı.Culende bin Mesud’un 751’de imam seçilmesiyle kabileleri bir araya getiren dinsel bir rejim ortaya çıktı.Büyük kabileler ve dinsel önderler arasındaki anlaşmayla belirlenen imamların yönetimi, Benu Nabhan’ın başa geçtiği 1154’ten sonra yerini istikrarsız hanedanlara bıraktı.Deniz ticaretine bağımlılık nedeniyle güçlerini kıyı şeridine kaydıran hanedanlar, imamlık kurumunun 1428’de yeniden ortaya çıkmasıyla iç kesim üzerindeki denetimi büyük ölçüde kaybettiler.Öte yandan 1507’de Maskat’a saldıran Portekizliler kısa sürede bütün kıyı şeridini ele geçirdiler.1624’te imam seçilen ve kabile çatışmalarına son veren Nasr bin Mürşid, Portekizlileri bölgeden çıkardığı gibi İran ve Doğu Afrika’daki Portekiz kolonilerini de Umman’a bağladı.

18. yüzyılda Hinavi ve Gafiri kabileleri arasında başlayan iç savaş, İran hükümdarı Nadir Şah’ın 1737’de Umman’ı ele geçirmesiyle sonuçlandı.İran kuvvetlerini yenilgiye uğratan ve tarafların uzlaşmasıyla imamlığa seçilen Ahmed bin Said, güçlü bir yönetim kuran bin Said hanedanının temellerini attı.Önce Seyyid, daha sonra da sultan olarak anılan hanedan üyeleri, yeni fetihlerle Umman’ın deniz ticaretini güvence altına aldılar.İngilizlerle sıkı bir işbirliğine giden Said bin Sultan (1806-56) Zangibar’ı önemli bir gelir kaynağı durumuna getirdi.Onun ölümünden sonra Umman ve Zangibar hanedanın iki ayrı koluna geçti.

Umman’da İbadiye imamına bağlı kabilelerin saldırılarına karşı koyamayan Teymur bin Faysal (1913-32), İngilizlerin arabuluculuğuyla iç kesimde özerk bir imamlık yönetimi kurulmasını kabul etti.Suudi Arabistan’dan destek gören İbadiye imamının bağımsızlık girişimini gene İngilizlerin yardımıyla boşa çıkaran ve 1959’da bütün ülkede denetimi sağlayan Said bin Teymur’un (1932-70) baskıcı politikaları, 1965’te Dofar bölgesinde sol eğilimli Umman Halk Kurtuluş Cephesi’nin bir gerilla mücadelesine yol açtı.Bir saray darbesiyle babasının yerine geçen Kabus bin Said, 1975’te bu ayaklanmayı bastırdıktan sonra yönetimini sağlamlaştırma yönünde adımlar atarak geniş çaplı bir modernleştirme programına girişti.

Arap Birliği ve Birleşmiş Milletler’e 1971’de katılan Umman, 1981’de de Körfez İşbirliği Konseyi’nin kurucu üyeleri arasında yer aldı.ABD ile sıkı ilişkilerin yanı sıra ılımlı Arap devletleriyle yakınlaşmaya girerek Umman’ı dış dünyaya açılmasını sağlayan Kabus yönetimi, İran-Irak Savaşı boyunca tarafsızlık politikası izledi.Körfez Savaşı sırasında belirgin bir rol oynamamasına karşın, üslerini batılı güçlere açmayı kabul etti.1992’de Yemen’le imzaladığı anlaşmayala bu ülkeyla yaşadığı 25 yıllık sınır sorununa son verdi.Umman Arap yarımadasının Osmanlı hakimiyetine geçmesiyle birlikte Osmanlı İmparotorluğuna bağlı bir Vilayet halini almış,Birinci Dünya Savaşında İngilterenin Petrol Siyaseti yüzünden Osmanlıdan ayrılmıştır.

Coğrafi konumu: 21 00 Kuzey enlemi, 57 00 Doğu boylamı

Haritadaki konumu: Orta Doğu

Yüzölçümü: 212,460 km²

Sınırları: toplam: 1,374 km

Sınır komşuları: Suudi Arabistan 676 km, Birleşik Arap Emirlikleri 410 km, Yemen 288 km

Sahil şeridi: 2,092 km

İklimi: Kuru çöl iklimi, kıyıda sıcak ve nemli, iç kısımlarda sıcak ve kuru iklim görülür.

Arazi yapısı: Orta çöl ovası, kuzey ve güneyde engebeli dağlık bölge.

Deniz seviyesinden yüksekliği: en alçak noktası: Umman Denizi 0 m

En yüksek noktası: Jabal Shams 2,980 m

Doğal kaynakları: Petrol, Bakır, asbest, mermer, kireçtaşı, krom, alçıtaşı, doğal gaz

Arazi kullanımı: tarıma uygun topraklar: %0 otlaklar: %5 ormanlık arazi: %0 diğer: %20 (1993 verileri) Sulanan arazi: 580 km² (1993 verileri)

Nüfusu: 2 650 001 kişi (2002 tahmini)

Ortalama Ömür: 58 yıl (2002 tahmini)

Okur Yazarlık Oranı: % 60

Kişi Başına Düşen Milli Gelir: 8 200 $ (2001 tahmini)

Mülteci oranı: 0.48 mülteci/1,000 nüfus (2001 tahmini)

Bebek ölüm oranı: 22.52 ölüm/1,000 doğan bebek (2001 tahmini)

Ortalama çocuk sayısı: 6.04 çocuk/1 kadın (2001 tahmini)

HIV/AIDS – hastalıklarına yakalanan yetişkin sayısı: %0.11 (1999 verileri)

Ulus: Ummanlı

Nüfusun etnik dağılımı: Arap, Baluchi, Güney Asyalılar, Afrikalılar

Din: Müslümanlık, Hinduizm

Diller: Arapça (resmi), İngilizce, Baluchi, Urdu, diğer diller

GSYİH: Satınalma Gücü paritesi -19.6 milyar $ (2000 verileri)

GSYİH – reel büyüme oranı: %4.6 (2000 verileri)

GSYİH – sektörel bileşim: tarım: %3 endüstri: %40 hizmet: %57 (1999 verileri)

Enflasyon oranı (tüketici fiyatlarında): %-0.8 (2000 verileri)

İş gücü: 850,000 (1997 verileri)

Endüstri: Ham petrol üretimi ve arıtımı, doğal gaz üretimi, inşaat, çimento, bakır

Endüstrinin büyüme oranı: %4 (2000 verileri)

Elektrik üretimi: 8.63 milyar kWh (1999)

Elektrik tüketimi: 8.026 milyar kWh (1999)

Elektrik ihracatı: 0 kWh (1999)

Elektrik ithalatı: 0 kWh (1999)

Tarım ürünleri: Hurma, ıhlamur, muz, sebze, deve, büyükbaş hayvan, balık

İhracat: 11.1 milyar $ (2000 verileri)

İhracat ürünleri: petrol, balık, metaller, tekstil

İhracat ortakları: Japonya %27, Çin %12, Tayland 1%8, Birleşik Arap Emirlikleri %12, Güney Kore %12, ABD (1999)

İthalat: 4.5 milyar $ (2000 verileri)

İthalat ürünleri: Makine ve araçlar, sanayi malları, gıda, çiftlik hayvanı

İthalat ortakları: Birleşik Arap Emirlikleri %26, Japonya %16, İngiltere %9, İtalya %7, Almanya %6, ABD (1999)

Para birimi: Umman Riyalı (OMR)

Para birimi kodu: OMR

Mali yıl: Takvim yılı

ummanh https://midnightpapers.com

Uruguay

uruguayUruguay, ya da yasal adıyla Uruguay Doğu Cumhuriyeti (İspanyolca: República Oriental del Uruguay) Güney Amerika anakarasının güneyinde bir ülkedir. Kuzeyinde Brezilya, batısında Uruguay ırmağı ile Arjantin, güneyinde bu ırmağın denize döküldüğü Rio de la Plata (“gümüş ırmak”) koyu, doğusunda ise Atlantik okyanusu ile çevrilidir.

Ülkedeki insanların yaklaşık yarısı, başkenti ve en büyük kenti olan Montevideo’da yaşar.

Yüzölçümü olarak, Güney Amerika anakarasının (Surinam’dan sonra) en küçük ikinci ülkesidir. Uruguay, Güney Amerika’da ekonomik ve siyasal olarak en dengeli ülkelerden biridir.

“Uruguay” adı, yerlilerin dili olan Guarani‘de “Boyalı Kuşlar Irmağı” anlamına gelir.

Bölgeye Avrupalıların ilk yerleşimi 16. yüzyılın başlarında olmuştur.

Sözde Ermeni Soykırımı‘nı kabul eden ilk ülkedir. (1965)

uruguayh We need https://essaysheaven.com to commit adequate resources and class time to p