<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Neden-Nasıl-Nedir</title>
	<atom:link href="http://www.nedennasilnedir.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.nedennasilnedir.com</link>
	<description>Daha Öğrenecek Çok Şey Var....</description>
	<lastBuildDate>Fri, 23 Jul 2010 11:13:07 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>12 Eylül Darbesi Nedir.?</title>
		<link>http://www.nedennasilnedir.com/12-eylul-darbesi-nedir.html/</link>
		<comments>http://www.nedennasilnedir.com/12-eylul-darbesi-nedir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Jul 2010 11:13:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NEDİR]]></category>
		<category><![CDATA[12 Eylül Darbesi Nedir]]></category>
		<category><![CDATA[darbe]]></category>
		<category><![CDATA[darbe nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[darbe neden olur]]></category>
		<category><![CDATA[darbe nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nedennasilnedir.com/12-eylul-darbesi-nedir.html/</guid>
		<description><![CDATA[12 Eylül Darbesi veya 1980 İhtilali, Türkiye&#8217;de,  Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin 12  Eylül 1980 günü emir komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askeri müdahale. 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi. Bu müdahale ile Süleyman Demirel&#8217;in Başbakan&#8217;ı olduğu  hükümet görevden alındı, Türkiye Büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/4/4e/Evrenekran.JPG/250px-Evrenekran.JPG" alt="" width="171" height="124" />12 Eylül Darbesi</strong> veya <strong>1980 İhtilali</strong>, Türkiye&#8217;de,  Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;nin 12  Eylül 1980 günü emir komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askeri müdahale. 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü açık müdahalesi. Bu müdahale ile Süleyman Demirel&#8217;in Başbakan&#8217;ı olduğu  hükümet görevden alındı, Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi, 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası tamamen rafa  kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askeri dönem  başladı. Bu dönem yaklaşık dokuz yıl sürdü.12 Eylül 1980 ardından  partiler lağvedildi, parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında  tutuldu, ardından yargılandı. Bu durum, siyasi partilerin sürekliliği  konusunda tarihsel sorunlar yaşayan Türkiye&#8217;de siyasi temsilin<span id="more-3138"></span> demokratikleşmesi önünde yeni bir engel oluşturdu, siyasi gelenekler de,  geçici de olsa alt-üst edıldi.</p>
<h2>Darbenin  gerekçeleri</h2>
<ul>
<li>Siyasi iktidarsızlık</li>
</ul>
<p>12 Eylül 1980 askeri darbesinin gerekçeleri arasında ülkede  yaygınlaşan siyasi cinayetler, Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin  birçok tur ardından Cumhurbaşkanı&#8217;nı seçememesi ve 6 Eylül günü Konya&#8217;da Necmettin Erbakan önderliğinde yapılan ve  darbe liderlerinin şerîat amaçlı bir kalkışma girişimi olarak  nitelediği Kudüs Mitingi gösterildi.</p>
<ul>
<li>Ekonomik iktidarsızlık</li>
</ul>
<p>12 Eylül öncesi dönemin son Başbakanı Süleyman Demirel&#8217;in &#8220;70 sente muhtacız&#8221;  sözü ile özetlenen dış ticaret açığındaki artış ve döviz darboğazı ve  işsizlik, kıtlık ve işyeri anlaşmazlıkları ile yoğunlaştı.</p>
<ul>
<li>Siyasal ve toplumsal şiddet olayları</li>
</ul>
<p>Sağ &#8211; sol gerginliği bireysel ve kitlesel siyasi cinayetleri besledi.Emniyet Teşkilatı bile  mensupları arasında kurulmuş olan Pol-Bir ve Pol-Der dernekleri  diye ikiye bölünmüştü. Sağ ve sol siyasi hareketin önde gelen  temsilcileri ve tanınmış birçok kişi sağ ve sol gruplara mensup  militanlar tarafından öldürüldü. Darbe öncesinde siyasi cinayetlerin  sayısı her gün 30&#8242;a yaklaşıyordu.</p>
<ul>
<li>Dış siyaset etkenleri</li>
</ul>
<p>NATO güney kanadının en önemli üyelerinden olan Türkiye&#8217;nin siyasi ve  ekonomik iktidarsızlığı özellikle ABD tarafından gözleniyordu. 1979  yılında meydana gelen İran İslam Devrimi, ardından aynı yıl  içinde Sovyetler Birliği&#8217;nin Afganistan&#8217;ı  işgal etmesi üzerine Türkiye&#8217;nin ABD  politikaları için istikrarlı hale gelmesi önem kazandı.<sup id="cite_ref-1">[2]</sup></p>
<h3>Darbe  Öncesi Suikastları</h3>
<p>11  Temmuz 1978&#8242;de  Bedrettin Cömert Ankara&#8217;da,1 Şubat 1979&#8242;da Abdi İpekçi İstanbul Teşvikiye&#8217;de, 10  Eylül&#8217;de Türkiye İşçi Partisi Adana eski il  başkanı Ceyhun Can yazıhanesinde, Çukurova Üniversitesi Rektör Vekili Fikret Ünsal evinin önünde, 19 Eylül&#8217;de Malatya Ülkü Ocakları eski başkanı Mürsel Karataş İstanbul Sultanahmet&#8217;te,  28  Eylül&#8217;de Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul , 19  Kasım&#8217;da eski Adalet Partisi İstanbul milletvekili İlhan Egemen Darendelioğlu İstanbul Beyazıt&#8217;ta,  20  Kasım&#8217;da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Ümit Doğançay İstanbul Etiler Profesörler Sitesi&#8217;nde, 3  Aralık 1979&#8242;da, Fedai Dergisi sahibi yazar Kemal  Fedai Coşkuner İzmir Agora semtinde, 7  Aralık&#8217;ta İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim  üyelerinden Cavit Orhan Tütengil İstanbul  Levent&#8217;te, 11 Nisan 1980&#8242;de TRT İstanbul Radyosu prodüktörlerinden Ümit Kaftancıoğlu, 27  Mayıs&#8217;ta Milliyetçi Hareket Partisi Genel  Başkan Yardımcısı Gün Sazak Ankara&#8217;da, 24  Haziran&#8217;da Milliyetçi Hareket Partisi Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza  Altınok evinde eşi ve kızıyla birlikte, 15  Temmuz&#8217;da Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul milletvekili Abdurrahman  Köksaloğlu Şişli&#8217;deki işyerinde, 19  Temmuz&#8217;da Eski Başbakan Nihat  Erim İstanbul&#8217;da Dragos Deniz Kulübü&#8217;nden çıkarken, 22  Temmuz&#8217;da Maden-İş Sandikası genel Başkanı Kemal Türkler İstanbul Merter semtinde silahlı saldırı sonucu öldürülmüştür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nedennasilnedir.com/12-eylul-darbesi-nedir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kan Nakli</title>
		<link>http://www.nedennasilnedir.com/kan-nakli.html/</link>
		<comments>http://www.nedennasilnedir.com/kan-nakli.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 10:15:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NEDEN]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Nakli]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Nakli nasıl yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Nakli neden olur]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Nakli neden yapılır]]></category>
		<category><![CDATA[Kan Nakli nedir]]></category>
		<category><![CDATA[kansızlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nedennasilnedir.com/kan-nakli.html/</guid>
		<description><![CDATA[Kan hacminin azalmış olduğu durumlarda,  özellikle bir yaralanma sonucu çok miktarda kan kaybetmiş bir yaralının  tedavisinde en kesin ve esaslı sonucu veren bir tedavi şekli.
İlk  kan nakli bir Musevi doktor tarafından Papa Sekizinci İnnocent üzerinde  denenmiş, ancak hem papayı hem de kan alınan üç genci kurtarmak mümkün  olmamıştır (1492). Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: x-small;"><img class="alignnone" src="http://static.guncel.net/archive/4029/1nnPem13f-W.jpg" alt="" width="183" height="97" />Kan hacminin azalmış olduğu durumlarda,  özellikle bir yaralanma sonucu çok miktarda kan kaybetmiş bir yaralının  tedavisinde en kesin ve esaslı sonucu veren bir tedavi şekli.</span></p>
<p>İlk  kan nakli bir Musevi doktor tarafından Papa Sekizinci İnnocent üzerinde  denenmiş, ancak hem papayı hem de kan alınan üç genci kurtarmak mümkün  olmamıştır (1492). Bu olay daha önce genç kimselerin kanını içmek veya  kan banyosu yapmakla daha genç ve dinç kalınacağı konusundaki  Avrupa’daki inanca rağmen, kan nakli konusunun uzun seneler <span id="more-3134"></span>ele  alınmamasına yol açmıştır. 1600 yıllarında Richart Lewer, melankolik bir  hastaya koyun kanı nakletmiş, ancak meydana gelen hemoliz (alyuvarların  erimesi) neticesi hasta ölmekten zor kurtulmuştur. Bu olay, kan  nakillerinde meydana gelen hemolize dikkatleri çekmiş ve bu yönde  çalışmalar yapılmıştır. Fransa’dan sonra İtalya’da da sonu facialarla  biten bu tür kan nakilleri yapılmaya başlanınca, zamanın papası bu  uygulamayı yasaklamış ve kan nakilleri uzunca bir süre gene  unutulmuştur.</p>
<p>1818’de James Blundell insandan insana yaptığı 10  kan naklinden beşinde başarılı olmuştu. 1900’de Stesher ve Wiener ABO  kan gruplarını ayırt etmişlerdir. İki yıl sonra da De Costello AB kan  grubunu bulmuştur. 1914’te sodyum sitratın kan pıhtılaşmasını önleyici  etkilerinden faydalanılarak konserve kan kullanılmaya başlanmış ve o  zamana kadar mevcut olan alıcı ve vericinin birlikte bulunmaları konusu  ortadan kaldırılmıştır. Bu husustan faydalanan Fransızlar, Birinci Dünya  Savaşında kan naklini başarıyla kullanmışlardır.</p>
<p>1936’da  Robertron’un Chicago’da ilk kan bankasını gerçekleştirmesinden sonra,  kan nakli İkinci Dünya Harbinden başlayarak standart bir metod ve özel  teşkilatlanmış ekipler tarafından geniş çapta kullanılır ve uygulanır  hale getirilmiştir.</p>
<p>Kan nakli şu durumlarda yapılabilmektedir:</p>
<p>1. Kanın oksijen taşıma yeteneğinin azaldığı haller:</p>
<p>a)  Anemi (kırmızı hücrelerin sayıca azlığı+kansızlık),</p>
<p>b) Bazı  zehirlenmeler.</p>
<p>c) Kanamalar neticesi kan hacmindeki azalma.</p>
<p>2. Pıhtılaşmayı sağlayan kan faktörlerinin azlığı (hemofili vb.).</p>
<p>3. Enfeksiyon hastalıkları.</p>
<p>4. Kan proteinlerinin azaldığı  haller.</p>
<p>Kan naklinin yapılmasının tehlikeli olduğu haller de  vardır. Yaygın akciğer hastalıkları, bazı kalp hastalıkları (kalp  yetmezliği, kalp krizi), kanın kıvamının arttığı haller (aşırı su  kaybı), had böbrek yetmezliği gibi hallerde, kan nakli yapılması  mahzurludur.</p>
<p>Kan nakli için en uygun yol, koldaki  toplardamarlardır. Kan nakli vericiden alıcıya doğrudan doğruya  yapılabilirse de, yaygın uygulamada konserve kan kullanılmaktadır.  Vericiden alınan 350 ml kadar kan, içinde 120 ml sitrat tamponlu  dekstroz solüsyonu bulunan vakumlu kaplara çekilir ve kullanılıncaya  kadar +4°C’de saklanarak korunur. Kan, gerektiği zaman tekrar vücut  sıcaklığına kadar ısıtıldıktan sonra kullanılır.</p>
<p>Kan alınacak  kişilerde şu şartların bulunması gerekir: Tansiyon düşüklüğü olmamalı;  son üç dört haftadan beri ateşli bir rahatsızlık görmemiş olmalı; verem,  frengi, sıtma ve bulaşıcı sarılık geçirmemiş olmalı; astım, kurdeşen  gibi allerjik hastalığı bulunmamalı; son kan verişinden sonra iki ay  kadar bir süre geçmeli; AIDS hastası veya taşıyıcısı olmamalıdır.</p>
<p>Kanın  cam şişe yerine plastik kaplarda saklanması daha avantajlıdır. Çünkü  taşıması kolaydır, kırılma tehlikesi yoktur. Kanın şekilli elemanları,  özellikle pıhtılaşma elemanları olan trombositler, daha uygun süre  yaşarlar. Kurallara uygun olarak alınan ve saklanan bir konserve kanda  dört beş gün sonra, kırmızı hücrelerde erime başlar. Mikroplar, sıcaklık  ve sarsıntı bu erimeyi artırır. Konserve kanda yirmi birinci günde bu  erime oldukça önemli boyutlara ulaştığından, bu süreden sonra kanın  kullanılması mahzurludur. Kan nakline bağlı olarak ortaya çıkabilecek  çeşitli istenmeyen reaksiyonların yanısıra ölüm tehlikesi de vardır. Bu  reaksiyonlar, taze kana göre bekletilmiş kanda daha sık görülür. Bugün  daha dikkatli yapılan kan nakilleri sonucu tehlikeler azalmıştır.</p>
<p>Kan  nakli yapılan hastaların çoğunda yirmi dört saat kadar devam eden bir  ateş yükselmesi görülür. Ateşle birlikte bulantı, kusma, baş, gövde, kol  ve bacaklarda ağrılar, nadiren de kurdeşen, anjionörotik ödem ve  anaflaktik şoka kadar gidebilen üzücü tablolar ortaya çıkabilir. Bunlara  kana karışan mikroplar, yabancı maddeler, altgrup uyuşmazlıkları ve  kanın soğuk olarak takılması gibi sebepler yol açmaktadır. Hafif ateş  yükselmesi tedavi gerektirmez. Kan nakli sırasında titreme ve ani ateş  yükselmeleri olursa, kan verme işlemi hemen durdurulmalı ve sebebi  araştırılmalıdır. Bir de daha az görülen, fakat çok daha tehlikeli olan  hemolitik reaksiyonlar vardır ki bunlar, ekseriya verilen kanın alıcı  kanı ile uygunluk göstermemesinden veya hemolize olmuş kanın naklinden  ileri gelir. Bu durumda titreme, kusma, bel ve başağrısı, çarpıntı,  nefes darlığı, idrarda kızarma, sarılık, idrar miktarının giderek  azalması, böbrek yetmezliği ve ölüm görülür. Böyle durumları önlemek  için kan vermeden önce, kan gruplarının uygunluğu kontrol edilmeli,  kullanılacak malzeme tamamen mikropsuz olmalıdır.</p>
<p>Bunlardan  başka kan nakli ile alıcıya frengi, sıtma, tifo, bulaşıcı sarılık ve  AIDS gibi hastalıklar nakledilebilir. Kalbi ve akciğeri hasta olanlara  fazla kan vermek de tehlikeli olabilir. Kan verme sırasında, damara hava  ve kan pıhtısı girme riski de vardır.</p>
<p>Bütün bunlardan  anlaşılmaktadır ki, çok mühim bir tedavi vasıtası olan kan nakli, bilgi  ve dikkat isteyen, aksi takdirde ölüme kadar giden reaksiyonlara yol  açabilen bir tedavi vasıtasıdır.</p>
<p>Kan bankaları: İhtiyaç hasıl  olduğunda bir verici bulabilmek, son derece güç bir olaydır. Bu sebeple  acil cerrahi merkezlerinde, büyük hastahanelerde, büyük şehirlerde kan  bankaları kurulmuştur. Kan bankalarında gruplarına göre sınıflanan kan  gerektiğinde kullanılır.</p>
<p>Bankalardaki kan bir pıhtılaşma  önleyici (antikoagulan) maddeyle birlikte saklanır. Kana karıştırılan bu  madde, asid-sitrat-dekstroz kompleksidir. Bir kan, bankada yirmi bir  günden fazla kalırsa nakil işinde kullanılmaz.</p>
<p>Plazma da  çeşitli durumlarda hastalara verilebilir. Bunun verildiği hastalıklar,  kan hücrelerinin normal, plazmanın ve pıhtılaşma faktörlerinin eksik  olduğu hallerdir. Plazma, kandan santrifüje edilerek ayrılır. Bir  buzdolabında birkaç hafta boyunca saklanabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nedennasilnedir.com/kan-nakli.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kan Grupları</title>
		<link>http://www.nedennasilnedir.com/kan-gruplari.html/</link>
		<comments>http://www.nedennasilnedir.com/kan-gruplari.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 10:10:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NASIL]]></category>
		<category><![CDATA[kan grubu]]></category>
		<category><![CDATA[kan grubu nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[kan grubu neden olur]]></category>
		<category><![CDATA[kan grubu nedir]]></category>
		<category><![CDATA[kan grubu neyle olur]]></category>
		<category><![CDATA[kan grupları nelerdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nedennasilnedir.com/kan-gruplari.html/</guid>
		<description><![CDATA[Kırmızı kan hücrelerinin üzerlerinde bulunan ve diğer kanlarda ?antijen? özelliği gösteren maddelere göre insan kanlarının gösterdiği farktan doğan sınıflar.
Yirminci yüzyıldan önceki kan nakli denemeleri vahim ve düş kırıklığına sebeb olacak sonuçlar vermişti. 1900 yıllarında Karl Landsteiner kanın dört ana grupta olduğunu, bu grupların kişiden kişiye farklı bulunduğunu gösterdi. Bu gruplama ABO sistemi olarak bilinir. Landsteiner?in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.nedennasilnedir.com/wp-content/uploads/kan-grubu1.jpg" rel="thumbnail"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3120" title="kan-grubu1" src="http://www.nedennasilnedir.com/wp-content/uploads/kan-grubu1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Kırmızı kan hücrelerinin üzerlerinde bulunan ve diğer kanlarda ?antijen? özelliği gösteren maddelere göre insan kanlarının gösterdiği farktan doğan sınıflar.</p>
<p>Yirminci yüzyıldan önceki kan nakli denemeleri vahim ve düş kırıklığına sebeb olacak sonuçlar vermişti. 1900 yıllarında Karl Landsteiner kanın dört ana grupta olduğunu, bu grupların kişiden kişiye farklı bulunduğunu gösterdi. Bu gruplama ABO sistemi olarak bilinir. Landsteiner?in buluşu kan naklinde emniyetlilik yolunu açtı. 1940 yılında yine Landsteiner ve çalışma arkadaşı Amerikalı <span id="more-3123"></span>Patolog Alexander S.Wiener, kan gruplamada yeni bir sistem keşfettiler. Rhesus türü maymunlarda yapılan çalışmalarla ortaya çıkarılmasından dolayı bu sisteme ?Rh sistemi? denildi.</p>
<p>ABO sistemi: Bu sisteme göre her kişi dört kan grubundan birine girer. Gruplar A, B, AB ve 0?dır. Ayırma işi, kırmızı kan hücreleri ve plazmada bulunan özel proteinlere göredir. Plazmadaki proteinler ?aglutininler?, alyuvarların üzerindekiler ise ?aglutiojenler? olarak adlandırılırlar. A ve B diye adlandırılan iki cins aglutinojen, a (alfa) ve b (beta) olarak adlandırılan iki cins aglutinin vardır. A grubu bir kişi alyuvarlarında A aglutinojenini ve plazmasında b aglutinini taşır. Bu kişinin kanı B aglutinojeni ve a aglutinini taşıyan B grubu bir kişiye verilirse alcının kanındaki a aglutininleri verenin A aglutinojeniyle birleşir ve çöker. Bu çökme vücûdun her yanında olur ve hayatla bağdaşmaz. Verilen kan oldukça az miktardaysa ortaya çıkan az miktar çökelti, çeşitli damarları tıkayarak birçok organlarda hasar yapar.</p>
<p>AB grubundaki kişiler A ve B aglutinojenlerine sâhiptirler. Ancak bunların plazmasında aglutinin bulunmaz. 0 grubunda ise hiç aglutinojen olmayıp a ve b aglutininleri vardır. Tabloda kan gruplarına göre aglutinojen ve aglutininler gösterilmiştir.</p>
<p>Alyuvarlardaki Plazmadaki</p>
<p>Kan Grubu Aglutinojen Aglutinin</p>
<p>AAb (Anti A)</p>
<p>BBa (Anti B)</p>
<p>ABAB(-)</p>
<p>0(-) (Yok)a,b (Anti A ve B)</p>
<p>Tabloda görüldüğü gibi grupların adlandırılması aglutinojenlerine göre olmaktadır. Aglutinini olmayan AB grubuna ?genel alıcı? grup, aglutinojeni olmayan 0 grubuna da ?genel verici? grup isimleri verilmiştir. Tabloya bakarsak: Bir kan naklinde aynı harfli aglutinojen ve aglutinin karşılaşınca, çökelme (aglütine durumu) olacağı anlaşılır.</p>
<p>Rh sistemi: Rhesus proteini veya diğer adıyla Rh faktörü, kırmızı kan hücreleri üzerinde bulunan bir özel proteindir. Rh faktörüne göre iki tür kan ayrılır, Rh (+) ve Rh (-); yâni Rh proteinine sâhip veya sâhib olmayan kanlar. Rh (+) kişiye Rh (-) kan verilmesi hiçbir reaksiyon ortaya çıkarmaz. Rh (-) kişiye Rh (+) kan verilince ilk nakilde bir olay ortaya çıkmaz. Ancak bu sırada alıcının kanının serumunda verilen kanın Rh faktörüne karşı ortaya çıkan Anti Rh antikorları teşekkül eder. Aynı durum Rh (+) baba ile Rh (-) anneden doğan Rh (+) çocukta da söz konusudur. Çünkü Rh negatif olan annenin serumunda çocuğun Rh (+) antijenine karşı anti Rh antikorlar meydana gelir. Bu antikorlar müteakip hamileliklerde annenin kanıyla fetüsa geçtiğinde doğum sırasında veya hemen sonra hemolitik anemi ve buna bağlı ölümle biten durumlar ortaya çıkar. İkinci Rh (+) kan vermede birinci nakilde vücûdun meydana getirdiği anti Rh antikorları verici kanıyla reaksiyona girer ve damar içinde çökelme ortaya çıkar. Âcil kan değişimi uygulanmazsa bu durum hayatla bağdaşmaz.</p>
<p>Çocuğun kan grubu ana-babasına benzemeyebilir: Çocuğun kan grubu, baba veya anasınınkine benzer. Bâzan her ikisine de benzer veya her ikisine de benzemez. Eğer çocuğun kan grubu, ana-babasının kan grubundan başka türlü olmasaydı, yeryüzünde yalnız iki çeşit kan grubu bulunurdu. Çünkü bütün insanlar, bir erkekle bir kadından meydana gelmişlerdir.</p>
<p>Hamilelik, lohusalık, narkoz, radyoterapi ve arsenikli ilâçlar bâzan kan grubunu değiştirir. Bir insanın kan grubu değişince anasının da, babasının da kan grubuna benzemeyebilir. Bu bakımdan aynı ana-babadan meydana gelen çocukların kan grupları iki çeşit değildir. Kan grupları sistemler şeklinde incelenmektedir. Meselâ ABO, Rh sistemi gibi başka kan grubu sistemleri de bilinmektedir. Daha başka bilinmeyenlerin de bulunduğu söylenmektedir. Her kan grubu sistemi, diğer sistemlerden müstakil olarak çalışmaktadır.Tıbbî tatbikatta, yâni hastalık ve tedâviyi ilgilendiren kan grubu uyuşmazlıklarında herkesin bildiği yukarıdaki ABO ve Rh sistemleri önemlidir.</p>
<p>ABO sistemindeki kan gruplarından;</p>
<p>1. Sıfır (0) grubunda, kişiler 0 ve 0 genlerini taşır ve homozigottur (iki geni aynı).</p>
<p>2. A grubundakinin genleri, A ve 0?dır (heterozigot, yâni iki geni farklı) veya A ve A?dır (homozigot).</p>
<p>3. B grubundakilerin genleri, ya B ve B?dir (Homozigot) veya B ve 0?dır. (heterozigot).</p>
<p>4. AB grubundakinin genleri ise, A ve B?dir. (heterozigot).</p>
<p>Mesela, A grubundaki heterozigot bir erkeğin toplam spermlerinin yarısı A, yarısı da 0 genini taşır. B grubundaki heterozigot bir dişinin yumurta sayısının yarısı B, yarısı da 0 genini taşır. Bu vasfa hâiz kimseler, evlendiklerinde aşağıdaki şemada görüldüğü gibi, ABO sisteminin dört grubunda da, yâni A, B, AB, 0 gruplarında da çocukları olabilir.</p>
<p>Bunu açıklayalım:</p>
<p>1. Birinin A genini taşıyan yumurta veya sperm, diğerinin 0 genini taşıyan üreme elemanı ile bir embriyon yaparsa bundan A grubunda çocuk olur.</p>
<p>2. B geni 0 ile birleşince B grubunda,</p>
<p>3. A geni B geni ile birleşince AB grubunda,</p>
<p>4. 0 geni 0 geni ile birleşince 0 grubunda çocuk veya çocuklar olur. Rh sisteminde de Rh (+) olan bir kimse, heterozigot ise, yâni genlerinden biri (+), diğeri (-) ise, kan grubu Rh (-) olan biri ile evlenince, çocukların kan grubu Rh (+) da olabilir, Rh (-) de olabilir. Yukarıdaki sistemde genlerin A, B ve (+) genleri, 0 ve (-) genlere karşı baskın (dominant) olup, onların özelliklerini örter.</p>
<p>Diğer kan grubu sistemlerinde de durum böyledir.</p>
<p>Ülkemizde ve dünyada yaygın olarak kullanılmakta olan kan grup sistemleri, ABO ve Rh sistemleridir. ABO grup sistemine göre kan grupları, A, B, AB ve O grubu diye dörde ayrılırken, Rh sistemine göre ise, RhD Pozitif ve RhD Negatif diye ikiye ayrılır. Her iki sistem birlikte kullanıldığından, ortaya sekiz farklı kan grubu çıkar. Ancak kan grupları, sadece bununla sınırlı değildir. Bazı kişilerde hem ABO grup sistemine ait alt gruplar (A1,A2,gibi) ve hem de Rh sistemine ait alt gruplar (D,d,C,c,E,e,gibi) bulunmaktadır. Bir kanın &#8220;Rh Negatif&#8221; diye nitelenebilmesi için bu alt grup antijenlerinden hiçbirinin bulunmaması gerekir. Ülkemizde CD pozitifliğine oldukça sık rastlanırken, DE pozitifliği daha nadirdir.Genel olarak bakıldığında Rh D pozitifliği %85-90 arasında değişmektedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nedennasilnedir.com/kan-gruplari.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suudi Arabistan</title>
		<link>http://www.nedennasilnedir.com/suudi-arabistan.html/</link>
		<comments>http://www.nedennasilnedir.com/suudi-arabistan.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 08:14:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cografya/Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Arabistan nerde]]></category>
		<category><![CDATA[Arabistan neresi]]></category>
		<category><![CDATA[Suudi Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Suudi Arabistan nerde]]></category>
		<category><![CDATA[Suudi Arabistan neresi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nedennasilnedir.com/suudi-arabistan.html/</guid>
		<description><![CDATA[Suudi Arabistan Krallığı Arap Yarımadası&#8217;nda bulunan en büyük ülkedir. Kuzeybatı&#8217;da Ürdün, kuzey ve kuzeydoğu&#8217;da Irak, doğuda Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri, güneydoğuda Umman, güneyde Yemen, kuzeydoğusunda Basra Körfezi ve batısında Kızıldeniz ile çevrilidir. Buraya iki kutsal caminin arazisi de denir çünkü İslam&#8217;a göre iki kutsal şehir olan Mekke veMedine bu ülkededir.
Tarih
 
Arap Yarımadası&#8217;nın büyük bölümünde binlerce yıl boyunca göçebe kabile yaşamı sürdürüldü. Hazreti Muhammed&#8217;in 571&#8242;de Mekke&#8217;de doğması, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.nedennasilnedir.com/wp-content/uploads/arabistan.jpg" rel="thumbnail"><img class="alignleft size-full wp-image-3105" title="arabistan" src="http://www.nedennasilnedir.com/wp-content/uploads/arabistan.jpg" alt="" width="124" height="82" /></a>Suudi Arabistan Krallığı</strong> Arap Yarımadası&#8217;nda bulunan en büyük ülkedir. Kuzeybatı&#8217;da Ürdün, kuzey ve kuzeydoğu&#8217;da Irak, doğuda Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri, güneydoğuda Umman, güneyde Yemen, kuzeydoğusunda Basra Körfezi ve batısında Kızıldeniz ile çevrilidir. Buraya iki kutsal caminin arazisi de denir çünkü İslam&#8217;a göre iki kutsal şehir olan Mekke veMedine bu ülkededir.<span id="more-3109"></span></p>
<h2>Tarih</h2>
<p><em> </em></p>
<p>Arap Yarımadası&#8217;nın büyük bölümünde binlerce yıl boyunca göçebe kabile yaşamı sürdürüldü. Hazreti Muhammed&#8217;in 571&#8242;de Mekke&#8217;de doğması, dünya tarihinde yeni bir çağ başlatarak, Arabistan&#8217;ın önemini artırdıysa da, Emevi sülalesinin, Şam&#8217;ı başkent yapmasıyla, İslâm dünyasının ağırlık merkezi Suriye&#8217;ye kaydı(692). Arap Yarımadası XVI. yüzyıldan I. Dünya Savaşı&#8217;na kadar,Osmanlı yönetiminde kaldı. 1730 larda ortaya çıkan Vehhabi hareketi 1745&#8242;te Suud ailesi tarfından benimsenir. Suudi ailesinin gün geçtikçe güçlendiği yarımadada Osmanlı Devleti bir takım tedbirler alarak gelişmesinin önü kesilmeye çalışılır. Suudilerin oluşturduğu siyasi birlik iki kere kesintiye uğrar. 1902&#8242;de Kuveyt&#8217;te sürgünde bulunan Abdülaziz b. Suud Riyad&#8217;a dönerek yeniden siyasal birlik arayışlarına başlar. Aynı yıllarda Osmanlı devleti bu fiili durum karşisında bir çözüm olarak Abdülaziz&#8217;in babası Abdurrahman&#8217;ı Riyad kaymakamı olarak tayin eder. Balkan savaşının sürdüğü sıralarda Osmanlı askerlerinin bölgede azaltılmasını fırsat bilen Necit emîri ve vahhabi imamı olan [Abdülaziz b Suud], idari merkez olan Hasa/Ahsa&#8217;yı ele geçirir.(1913) Sonra, 1921-1926 arasındaHa&#8217;il, Mekke, Cidde ve Asir&#8217;i ele geçirerek topraklarını genişletti ve 1926&#8242;da Hicaz kralı, 1932&#8242;de Suudi Arabistan kralı ilan edildi. Aynı yıl Suudi Arabistan’ı resmen tanıyan ilk devlet Türkiye Cumhuriyeti, ilk kutlama mesajını çeken kişi de Gazi Mustafa Kemal oldu.<sup title="Kaynak belirtilmeli">[<em>kaynak belirtilmeli</em>]</sup> 1936&#8242;da ilk petrol yatağının bulunduğu, ama II. Dünya Savaşı&#8217;na kadar ciddi bir kuyu açma çalışması yapılmayan ülkede, Abdülaziz El Suud&#8217;un ölümünden(1953) sonra, yerine geçen oğlu Suud bin Abdül Aziz,1964&#8242;te Suudi aile meclisinin kararıyla tahttan indirildi ve yerine kardeşi Faysal bin Abdül Azizgeçirildi(2 Kasım 1964). Ülkeyi modernleştirme girişimlerine başlayan Faysal bin Abdül Aziz&#8217;in1975&#8242;te yeğenlerinden biri tarafından öldürülmesinden sonra, yerine geçen kardeşi Halid bin Abdül Aziz, 1979 Mısır-İsrail Barış Antlaşması&#8217;na şiddetle karşı çıkmakla birlikte, Arap-İsrailanlaşmazlığında ılımlı bir siyaset izledi, Halid bin Abdül Aziz&#8217;in 1982&#8242;de ölmesiyle yerine Fahd bin Abdül Aziz geçti.</p>
<h2>Devlet Yapısı</h2>
<p>Suudi Arabistan, şeriat yasalarının anayasa olarak kabul edildiği bir krallıktır. Hem yürütme gücünü, hem yasama gücünü elinde tutan kral, Bakanlar Kurulu&#8217;nu kendi atar ve kararlarını veto etme hakkına sahiptir. Yönetimle ilgili önemli kararların aşağı yukarı tümü, Suudi ailesi tarafından alınır. Siyasal parti de, yasama organı da bulunmamakla birlikte, her yurttaş &#8220;meclis&#8221; diye adlandırılan düzenli dinleme oturumlarına doğrudan başvurarak krala şikâyetlerini iletebilir, yardımını isteyebilir.</p>
<p>Suudi Arabistan&#8217;da kral seçimi ile ilgili reforma gidiliyor. Kral artık halefini kendi seçemeyecek. Bunun yerine Kraliyet ailesi üyelerinden oluşan Biat adlı özel bir konsey gizli oylama yöntemiyle yeni kralı belirleyecek. 3 aday ise Kral tarafından tespit edilecek. Ancak Konsey yönetim için yetersiz gördüğü kralın haklarını elinden alma gücüne sahip olacak.</p>
<p><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/6/69/Riyadh1.JPG/500px-Riyadh1.JPG" alt="Başkent Riyad" width="500" height="375" /></p>
<h2>Toplum Yapısı</h2>
<p>Suudi Arabistanlıların büyük bölümünü, yerli kabilelerin soyundan gelen Araplar oluşturmaktadır. Basra Körfezi kıyısında bir İranlı azınlık topluluğu yaşar. Yabancı işçilerin sayısında son yıllarda büyük bir azalma olmakla birlikte, ekonomi yabancı işgücüne bağımlı durumdadır.</p>
<p>Resmî dil olan Arapça ve çeşitli lehçeleri, bütün nüfus tarafından konuşulur. Nüfusun yaklaşık %85&#8242;i sünni müslüman&#8217;dır;</p>
<p>Nüfusun büyük bölümü Riyad, Cidde, Mekke, Taif, Medine, Dhahran, Dammam, El Huber ve Hufuf gibi büyük kentlerde toplanmıştır. Kırsal kesimde, göçebe Bedevilerin sayısı, yerleşik tarımcılarınkinden yüksektir. Rubülhali ve Nüfud çölleri bütünüyle ıssızdır; öteki yörelerde de çoğunlukla nüfus yoğunlukları düşüktür. Batı kıyısında, Riyad çevresinde ve doğudaki petrol alanlarındaysa, biraz daha yüksektir.</p>
<h2>Ekonomi</h2>
<p>1936&#8242;da petrol bulunmasına kadar ekonomisi Mekke ve Medine&#8217;yi ziyarete gelen hacılara ve hurma dışsatımına bağımlı olan Suudi Arabistan&#8217;ın, bu gelirleri günümüzde de sürmekle birlikte, ekonomisinin temeli petrole dayanır. Hükümet, petrolden elde edilen gelirleri Suudi Arabistan&#8217;ı çok çeşitli bir sanayi ülkesine dönüştürmek için gerekli altyapıyı yaratmak için kullanmıştır. Ham petrol ve petrol ürünlerinin, devlet gelirlerinin %90&#8242;dan çoğunu oluşturduğu ülkede, petrolün büyük bölümünü çıkaran ARAMCO şirketinde Suudi ailesinin payı 1973&#8242;te %25 iken,1974&#8242;te %60&#8242;a, 1980&#8242;de de %100&#8242;e yükselmiştir.</p>
<p>Basra Körfezi kıyısındaki Cuhail ve Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu&#8217;da kurulan yeni ve büyük sanayi merkezlerinde, enerji kaynağı olarak petrol yataklarından boruyla getirilen doğalgaz kullanılmaktadır. Petrol yatakları, petro-kimya sanayisi ve yapay gübre üretimi gibi sanayi kolarının yanı sıra demir-çelik sanayisi, çimento sanayisi, besin sanayisi, vb. dallar hızla gelişmektedir.</p>
<p>Tarım alanında, hükümet, besin ürünleri alanında dışsatıma bağımlılığı azaltmak için, tarım üretimini desteklemektedir. Yakın dönemde balıkçılık da gelişmeye başlamıştır.</p>
<p>Ayrıca, El Huber&#8217;de çıkarılan petrolde ülke ekonomisine yüksek katkılar sağlamaktadır. El Huber dışındaki bölgelerde de çıkartılan petrol en çok Ash Sharqiyah ve çevresinde çıkartılmaktadır. Dhahran&#8217;da, Dammam&#8217;da, Al Qatif&#8217;te ve bunlar dışında birçok şehirde çıkartılmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nedennasilnedir.com/suudi-arabistan.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Suriye</title>
		<link>http://www.nedennasilnedir.com/suriye.html/</link>
		<comments>http://www.nedennasilnedir.com/suriye.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 08:05:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cografya/Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye haritası]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye nerede]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye neresi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nedennasilnedir.com/suriye.html/</guid>
		<description><![CDATA[Suriye Arap Cumhuriyeti (Arapça: الجمهورية العربية السورية, El-Cumhuriyyetü&#8217;l-Arabiyyetü&#8217;s-Suriyye ) kısaca Suriye (Arapça: سوريا ‎ya da سورية ). Ortadoğu&#8217;da Lübnan, İsrail, Ürdün, Irak ve Türkiye ile komşu bir ülkedir. Akdeniz&#8217;e kıyısı vardır. Başkenti ve en büyük şehri Şam, resmi verilere göre 2004 &#8211; de nüfusu 17,921 milyon kişidir[3]. Halep, Lazkiye, Humus, büyük şehirlerindendir.
1963&#8242;ten beri ülke Baas Partisi tarafından yönetilmektedir; devletin başı 1970&#8242;ten beri Esad ailesinden biri olmuştur. Suriye&#8217;nin şimdiki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.nedennasilnedir.com/wp-content/uploads/suriye.jpg" rel="thumbnail"><img class="alignleft size-full wp-image-3095" title="suriye" src="http://www.nedennasilnedir.com/wp-content/uploads/suriye.jpg" alt="" width="128" height="86" /></a>Suriye Arap Cumhuriyeti</strong> (Arapça: الجمهورية العربية السورية, El-Cumhuriyyetü&#8217;l-Arabiyyetü&#8217;s-Suriyye ) kısaca <strong>Suriye</strong> (Arapça: سوريا ‎ya da سورية ). Ortadoğu&#8217;da Lübnan, İsrail, Ürdün, Irak ve Türkiye ile komşu bir ülkedir. Akdeniz&#8217;e kıyısı vardır. Başkenti ve en büyük şehri Şam, resmi verilere göre 2004 &#8211; de nüfusu 17,921 milyon kişidir<sup id="cite_ref-2">[3]</sup>. Halep, Lazkiye, Humus, büyük şehirlerindendir.<span id="more-3097"></span></p>
<p>1963&#8242;ten beri ülke Baas Partisi tarafından yönetilmektedir; devletin başı 1970&#8242;ten beri Esad ailesinden biri olmuştur. Suriye&#8217;nin şimdiki devlet başkanı, ülkeyi 1970&#8242;ten öldüğü 2000 yılına kadar yönetenHafız Esad&#8217;ın oğlu Beşşar Esad&#8217;tır.</p>
<h2>Coğrafi Konum ve İklim</h2>
<p>Akdeniz&#8217;in doğusunda yer alan Suriye&#8217;nin batısında dağlık bir kütle yer alır. K-G yönünde uzanan Ensariye dağları Türkiye&#8217;deki Nur Dağlarının bir uzantısı şeklinde Anti-Lübnan dağları olarak İsrail&#8217;e kadar kıyı boyunca uzanır. 1000 m yükseklikteki bu dağlar kıyıya paralel uzanması nedeniyle deniz etkisinin Suriye&#8217;nin iç kısımlarına sokulmasını önler. Suriye&#8217;nin iç kısımlarında çöl şartları etkilidir. Suriye&#8217;nin güneydoğusunda Suriye Çölü yer alır. Suriye&#8217;nin 2/3 si çöllerle kaplıdır. Akdeniz kıyısında Akdeniz iklimi egemen. Tarım ve hayvancılık halkın temel uğraşıdır. Suriye&#8217;nin yeraltı kaynakları arasında petrol ve fosfat çok önemlidir.</p>
<h2>Tarih</h2>
<p>Suriye, tarih boyunca Kenanlılar, İbraniler, Aramiler, Asurlular, Babilliler, Persler, Yunanlılar,Romalılar, Bizans, Araplar, Selçuklular ve Haçlılar tarafından istila edilmiştir. Başkenti Şam Emevi İmparatorluğu&#8217;nun merkezi ve Memlûk Devleti&#8217;nin bölgesel yönetim merkeziydi. Şam, 1260 yılındaMemlük İmparatorluğunun başkenti olmuş, 1400 yılında, Timur tarafından saldırıya uğrayıp yok edilmiştir. 1517&#8242;de Osmanlı egemenliğine girmiş ve tam 403 sene boyunca Osmanlı tarafından yönetilmiştir. I. Dünya Savaşı&#8217;nda Osmanlı yönetiminden çıkmıştır.</p>
<p>1920&#8242;den 1946&#8242;ya kadar Fransa yönetiminde kalmıştır. 1946&#8242;daki bağımsızlık ilânından sonra, 1958Şubat&#8217;ında, Mısır ile Birleşik Arap Cumhuriyeti&#8217;ni kurmuşlardır. Bu birliktelik, ancak 3 yıl sürmüştür ve iki ülke 1961 yılında ayrılmışlardır. Suriye, Altı Gün Savaşı&#8217;nda Golan Tepeleri&#8217;ni kaybetmiştir. İsrail, 1981 yılında burayı, tek taraflı olarak ilhâk etmiştir. Bu işgal, bugün halâ iki ülke arasında sorundur.</p>
<h2>Bilgiler</h2>
<ul>
<li>Kullanılan telefon hatları: 1.313 milyon (1997)</li>
<li>Radyo yayın istasyonları: AM 14, FM 2, kısa dalga 1 (1998)</li>
<li>Radyolar: 4.15 milyon (1997)</li>
<li>Televizyon yayını yapan istasyonlar: 44 (1995)</li>
<li>Televizyonlar: 1.05 milyon (1997)</li>
<li>İnternet servis sağlayıcıları: 1 (2000)</li>
<li>İnternet kullanıcıları: 20,000 (2000)</li>
</ul>
<h2>Yönetimsel yapılanma</h2>
<dl>
<dd>
<div><em> </em></div>
</dd>
</dl>
<div>
<div><img src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/8/8c/Syria_location_map.png/250px-Syria_location_map.png" alt="" width="250" height="206" /></p>
<div>
<div><img src="http://bits.wikimedia.org/skins-1.5/common/images/magnify-clip.png" alt="" width="15" height="11" /></div>
<p>Suriye&#8217;nin illeri</p>
</div>
</div>
</div>
<p>Suriye yönetimsel olarak on dört ile bölünmüştür. En yüksek yönetimsel bölüm olan il Suriye&#8217;deArapça محافظة <em>muhafaza</em> olarak adlandırılır. On dört il, Arapça منطقة <em>mıntıka</em> olarak adlandırılan altmış ilçeye, ilçeler de Arapça ناحية nahiye diye adlandırılan 206 bucağa bölünmüştür. Bucaklar, en küçük yönetimsel birim olan köyleri içinde barındırır.</p>
<h2>Türkiye-Suriye İlişkileri</h2>
<p>13 Ekim 2009 tarihi itibariyle Türkiye ve Suriye arasında imzalan anlaşma gereği taraflar arası vize uygulaması kalkmıştır.İki ülkenin vatandaşları pasaport kontrolüyle 90 günlük serbest dolaşma hakkına sahip olmuşlardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nedennasilnedir.com/suriye.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Svaziland</title>
		<link>http://www.nedennasilnedir.com/svaziland.html/</link>
		<comments>http://www.nedennasilnedir.com/svaziland.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 07:55:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cografya/Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Svaziland]]></category>
		<category><![CDATA[Svaziland hakkında bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Svaziland nerde]]></category>
		<category><![CDATA[Svaziland neresi]]></category>
		<category><![CDATA[Svaziland ülkesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nedennasilnedir.com/svaziland.html/</guid>
		<description><![CDATA[Svaziland ya da daha uzun ismiyle Svaziland Krallığı (SiSwati: Umbuso we Swatini; İngilizce:Kingdom of Swaziland), Güney Afrika&#8217;da, Güney Afrika Cumhuriyeti&#8217;nin kuzeydoğu kesimi içindeMozambik&#8217;in güney ucunda yer alan küçük bir ülkedir. Bir krallık olan ülkenin ismi, bir Bantu kabilesi olan &#8216;Swazi&#8217;den gelir. Yüzölçümü 17.363 km², nüfusu 1.173.900, başkenti Mbabane&#8217;dir.

Ülkenin coğrafî yapısı oldukça dağlıktır. Batı kesimi, yüksek Drakensberk dağlarının kuzey ucunda yer alır. Doğusu, Hint [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.nedennasilnedir.com/wp-content/uploads/Svaziland.jpg" rel="thumbnail"><img class="alignleft size-full wp-image-3084" title="Svaziland" src="http://www.nedennasilnedir.com/wp-content/uploads/Svaziland.jpg" alt="" width="126" height="85" /></a>Svaziland</strong> ya da daha uzun ismiyle <strong>Svaziland Krallığı</strong> (SiSwati: <em>Umbuso we Swatini</em>; İngilizce:<em>Kingdom of Swaziland</em>), Güney Afrika&#8217;da, Güney Afrika Cumhuriyeti&#8217;nin kuzeydoğu kesimi içindeMozambik&#8217;in güney ucunda yer alan küçük bir ülkedir. Bir krallık olan ülkenin ismi, bir Bantu kabilesi olan &#8216;Swazi&#8217;den gelir. Yüzölçümü 17.363 km², nüfusu 1.173.900, başkenti Mbabane&#8217;dir.<span id="more-3083"></span></p>
<p><img class="alignnone" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/e/e5/LocationSwaziland.svg/250px-LocationSwaziland.svg.png" alt="" width="250" height="125" /></p>
<p>Ülkenin coğrafî yapısı oldukça dağlıktır. Batı kesimi, yüksek Drakensberk dağlarının kuzey ucunda yer alır. Doğusu, Hint Okyanusu kıyılarına güney Mozambik ovasına doğru inen alçak yamaçlardan oluşur. Ülkenin en yüksek noktası Emlembe tepesidir.</p>
<p>Ekonomi büyük oranda Güney Afrika Cumhuriyeti&#8217;ne bağımlıdır. Ortalama yaşam süresi Birleşmiş Milletler verilerine göre 32 yıl (erkek) ve 33 yıl (kadın)&#8217;dır. Nüfusun %40&#8242;ına AIDS virüsü bulaşmış olduğu tahmin edilmekte olup, ömür süresinin kısalığı bunun bir sonucu olmaktadır. Ülke, kronik olarak fakirlik ve açlık sorunlarıyla karşı karşıyadır.</p>
<p>Swaziland, diktatör bir mutlakiyetle yönetilen az sayıda ülkeden biridir. Eski krallardan Sobhuza1973&#8242;te anayasayı iptal etmiş ve ülkede politik partiler kurulmasını yasaklamıştır. 2005&#8242;te yeni anayasayı imzalamasına karşın Kral Mswati de gücünü paylaşmak isteği taşımamakta olup anayasada kendi gücünü pekiştirmiş, politik parti yasağını sürdürmüştür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nedennasilnedir.com/svaziland.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kansızlık Nedenleri Nelerdir.?</title>
		<link>http://www.nedennasilnedir.com/kansizlik-nedenleri-nelerdir.html/</link>
		<comments>http://www.nedennasilnedir.com/kansizlik-nedenleri-nelerdir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 07:06:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NEDİR]]></category>
		<category><![CDATA[kansızlık]]></category>
		<category><![CDATA[kansızlık belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[kansızlık nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[kansızlık neden olur]]></category>
		<category><![CDATA[kansızlık nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[kansızlık sebepleri]]></category>
		<category><![CDATA[kansızlık tedavisi]]></category>
		<category><![CDATA[kansızlıkta tehlikeli durumlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nedennasilnedir.com/kansizlik-nedenleri-nelerdir.html/</guid>
		<description><![CDATA[Solgun görünen ve halsizlikten yakınan  insanlarda ilk akla gelen sorun kansızlıktır. Ancak kansızlık, çözümü  kolay bir rahatsızlıktır. Oldukça basit, ama etkili  ve çabuk bir tedaviyle hastalar yeniden sağlıklarına kavuşabilirler.
Tıpta ”anemi” olarak adlandırılan  kansızlık, kanın bileşiminde herhangi bir nedenle ortaya çıkan eksikliği  ve buna bağlı bozukluğu tanımlamak için kullanılan bir deyimdir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.nedennasilnedir.com/wp-content/uploads/kan.jpeg" rel="thumbnail"><img class="alignleft size-full wp-image-3071" title="kan" src="http://www.nedennasilnedir.com/wp-content/uploads/kan.jpeg" alt="" width="150" height="113" /></a>Solgun görünen ve halsizlikten yakınan  insanlarda ilk akla gelen sorun kansızlıktır. Ancak kansızlık, çözümü  kolay bir rahatsızlıktır. Oldukça basit, ama etkili  ve çabuk bir tedaviyle hastalar yeniden sağlıklarına kavuşabilirler.<br />
Tıpta ”anemi” olarak adlandırılan  kansızlık, kanın bileşiminde herhangi bir nedenle ortaya çıkan eksikliği  ve buna bağlı bozukluğu tanımlamak için kullanılan bir deyimdir.  Eksiklik ya da bozukluk genellikle alyuvarlarla ilgilidir. Alyuvarlar  kemik iliğinde yapılır ve ”hemoglobin” adı verilen temel bir maddeyi  içerirler. Bu madde oksijeni akciğerlerden alarak , gerekli işlerde  kullanılması için dokulara ulaştırır.<br />
Kemik iliğinde, saniyede 2 milyon alyuvar üretilip dolaşıma verilir.  Alyuvarların ömrü yaklaşık 120 gündür. Herhangi bir nedenle dolaşımdaki  alyuvar sayısı<span id="more-3073"></span> normalin altına düşerse, dokulara ulaştırılan oksijen  miktarı azalacağı için kansızlık belirtileri ortaya çıkar. Bunlar  güçsüzlük, zaman zaman baygınlık  geçirme ve deride solukluktur.</p>
<p><strong>Nedenleri</strong><br />
Genelde kansızlık, bedendeki başka bir bozukluğun görünürdeki  belirtisidir ve bu özelliğinden ötürü, sayılamayacak kadar çok nedene  bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bunlardan  en sık rastlanılanı demir eksikliğidir. Demir, oksijeni bağlayan  hemoglobin maddesinin temel yapıtaşı niteliğindedir. Demir düzeyi  azaldığında, bedende alyuvar sayısı da azalacak ve oksijen yetersizliği  baş gösterecektir.<br />
Demir eksikliği çoğunlukla dengesiz beslenmeyle, yani demir içeren  besinlerden yeterli miktarlarda yenmemesiyle ortaya çıkar. Ciddi  kanamalar da demir eksikliğine yol  açabilir. Özellikle kadınlarda, adet kanaması nedeniyle her ay belli  miktarda kan yitirmelerinden ötürü böyle bir sorun gelişebilir. Kanaması  aşırı miktarda olan kadınlarda, kısa zamanda,  bedenin demir depoları tükenir. Gebelikte de, anne rahminde gelişen  dölüt annenin demirini alarak demir eksikliğine yol açabilir.<br />
Demir eksikliği yapan öteki etkenler ise, az ama sürekli kanayan mide ve  onikiparmak bağırsağı ülserleri ile kancalı kurtlar, şeritler gibi  asalakların yol açtığı kan yitimleridir.<br />
Kansızlığa yol açan bir başka neden B12 vitamini eksikliğidir. Var  olduğu sanılan (henüz ayrılıp çözümlenememiştir) ve ”entrensek faktör”  denilen maddenin, midenin içini kaplayan tabakada yapılamaması  durumunda, B12 vitaminini sindirim sisteminden soğurulamadığı için  yetmezlik ortaya çıkmaktadır. B12 vitamini alyuvar yapımında yer alan  temel maddelerden biri olduğu için , eksikliği durumunda alyuvar sayısı  azalır ve sonuçta kansızlık ortaya çıkar.<br />
Romatoit artrit gibi kronik hastalıklarda ve bazı böbrek hastalıklarında  da kansızlık olabilir. Bunun nedeni henüz tam olarak anlaşılamamıştır,  ancak bedenin demiri kullanabilme yeteneğinin böyle durumlarda azaldığı  bilinmektedir. Demir, kemik iliğine geçeceği yerde dokularda tutulmakta  ve kemik iliğindeki demir eksikliği yüzünden alyuvar yapımı  azalmaktadır.<br />
Kansızlık türlerinin belki de en ciddisi, aplastik anemi’dir. Bu durum,  kemik iliğinde alyuvar yapımının bütünüyle durmasıyla ortaya çıkar  (kemik iliğinde kanın öteki öğeleri, yani akyuvarlar ve trombositler de  yapılamamaktadır). Aplastik aneminin nedeni de  tam olarak ortaya  çıkarılamamıştır, ama bazı ilaçlarda bulunan maddelerin ya da kanserin etkili olduğu sanılmaktadır. Bu tür kansızlık  yalnız dokuların oksijenden yoksun kalmalarına yol  açmaz, akyuvarlarda  yapılamadığı için bedenin hastalıklara karşı savunmasını olanaksız hale  getirir.<br />
Alyuvarların büyük bir hızla yıkımıyla  ortaya çıkan, yıkıma bağlı kansızlık (hemolitik anemi) çeşitleri de  vardır. Bu tür kansızlık yanlış kan verildiğinde Rh negatif bir annenin  Rh pozitif bir çocuğa gebe kalması durumunda ve daha birçok nedenden  ötürü ortaya çıkabilir. Bazı, hemolitik anemi tipleri ise bir ailenin  bir çok bireyinde birden görülebilmektedir.<br />
Genetik ve kalıtsal özellikli başka kansızlık türleri de vardır.  Sözgelimi, daha çok zencilerde görülen ve alyuvarlardaki bozukluğa bağlı  olarak yeterli oksijen taşıyamamayla sonuçlanan orak hücreli anemi  bunlardan biridir. Bu hastalığın şiddetli örneklerinde kan aktarımı  gerekebilmektedir. Talassemi ise Akdeniz topluluklarında sık görülür.  Orak hücreli kansızlık hastalığına benzer, ancak bu hastalıkta yapılan  hemoglobin anormaldir.<br />
<strong><br />
Belirtiler</strong><br />
Çok çeşitli olan belirtiler genellikle kansızlığın ortaya çıkma  süresine  ve esas nedene bağlıdır.<br />
Başlıcaları durgunluk, yorgunluk, solukluk ve soluğun kolay  kesilmesidir. Kansızlığın derecesine ve ciddiyetine göre çarpıntı da  olabilir. Ciddi kansızlık durumunda, sözgelimi hızla ve çok miktarda kan  kaybında bayılma, sersemlik duygusu ve soğuk  terleme ortaya çıkar. B12 vitamini esiliğine bağlı kansızlıkta ise  ayrıca ellerde ve ayaklarda  karıncalanma ve uyuşma duygusu, burun  kanaması; ileri derece ciddi olgularda ise kalp yetmezliği görülebilir.<br />
Çocuklarda demir eksikliği varsa, huzursuz oldukları ve bazen  soluklarını tuttukları izlenir. Ciddi demir eksikliğinde ise bilinen  belirtilerden başka sarılık, susuzluk ve beyne giden oksijen miktarının  azalması yüzünden bazı sinir sistemi belirtileri görülebilir.<br />
Kan hücreleri yapımının durduğu kansızlıklar (aplastik anemi) zehirli  maddenin alınmasını izleyen günlerde yavaş yavaş ilerler ve hastalık  anca haftalar, hatta aylar sonra ortaya çıkar. Kansızlığın öteki bulgu  ve belirtileriyle birlikte akyuvarların yetersizliğine bağlı olarak  direnç düştüğü için sık sık hastalanma da gözlenir.</p>
<p><strong>Korunma </strong><br />
Kan yapım sistemindeki bozukluktan kaynaklanan kansızlıklardan korunma   söz konusu olamaz. Ancak demir eksikliğine bağlı kansızlıkta birtakım koruyucu önlemler alınabilir. Dengeli beslenmeyle  süt, et (özellikle karaciğer) , taze sebze  ve meyve yiyerek kan yapımı için gerekli  bütün vitaminler alınabildiği gibi, bu yiyecekler zengin demir  kaynakları olduğundan sağlığın korunması ve kansızlığın önlenmesi  sağlanır.<br />
Çağdaş bir tutku haline gelen vitamin ve mineral hapları, eğer  doktorunuz önermemişse ya da dengeli bir beslenme programı izlemede  güçlük çekmiyorsanız hiçbir yarar sağlamaz. Ancak gebelerde bedenin  demir gereksinimi arttığı için, ek olarak  demir içeren ilaçlar almaları gerebilmektedir.</p>
<p><strong>Tehlikeli Durumlar</strong><br />
Kansızlıkta önemli olan, asıl nedenin ortaya çıkarılmasıdır. Birçok  kansızlık türünde acil sorunlar ortaya çıkmaz, ama hasta tedavi  edilmezse durumu gittikçe kötüleşebilir.<br />
Ani kan yitimlerinde ise, durum farklıdır. Kanama hemen kontrol altına  alınmazsa tansiyon düşer ve daha ileri vakalarda oksijen taşınması büyük ölçüde azalacağı için kişinin yaşamı bile  tehlikeye girer.<br />
Kronik kansızlık, özellikle yaşlılarda, başka hastalıkların daha da  kötüye gitmesine yol açabilir.<br />
Gebelikte kansızlık, dölütü de etkileyeceği için tehlikeli bir durum olarak değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong>Tedavi</strong><br />
Tedavi, kansızlığın türüne göre değişir. Ancak her tedavinin amacı,  kansızlığın ortaya çıkmasına yol açan asıl  nedenin ortadan kaldırılmasıdır.<br />
Basit demir eksikliğine bağlı kansızlıkta bir süre  (çoğu zaman birkaç ay) demir içeren  haplar ya da iğneler kullanılması yeterli olur.<br />
B12 vitamini eksikliğine bağlı olan kansızlık hastalığında eksikliği  ortadan kaldırmak için düzenli bir tedavi uygulanır ve genellikle ayda  bir kez B12 vitamini verilir. Bu kansızlık hastalığında asıl sorun  midedeki entrensek faktörün yapılmaması olduğu için, hastalığın tam  anlamıyla iyileşememesi olanaksızdır ve tedavinin yaşam  boyu sürdürülmesi gerekir.<br />
Kronik bir hastalıkta, kansızlığa yol açan hastalığın tedavisiyle  kansızlıkta ortadan kalkmaktadır.<br />
Kan hücreleri yapımının durduğu kansızlıkta (aplastik anemi) tedavi uzun sürelidir. Hasta özel  bir odada bakıma alınarak hasralık kapmamasına çalışılır. Ayrıca  antibiyotik verilir; dolaşımında yeterli miktarda alyuvar olması için  düzenli olarak kan aktarımı yapılır. Bazı  ilaçlarla kemik iliğinin çalışmaya başlaması amaçlanır. Kimi zamanda  kemik iliği aktarımı yoluna gidilerek hastalığın tedavisi sağlanır.<br />
Yıkıma bağlı kansızlıklarda (hemolitik anemi) hastanın hastanede bakıma  alınması gerekebilir, ama genellikle ilaç tedavisiyle iyi sonuçlar  alınmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nedennasilnedir.com/kansizlik-nedenleri-nelerdir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gıda Zehirlenmesi Nedir.?</title>
		<link>http://www.nedennasilnedir.com/gida-zehirlenmesi-nedir.html/</link>
		<comments>http://www.nedennasilnedir.com/gida-zehirlenmesi-nedir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 06:18:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NEDİR]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda Zehirlenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda Zehirlenmesi belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda Zehirlenmesi nasıl olur]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda Zehirlenmesi nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda Zehirlenmesi nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Gıda Zehirlenmesi sebepleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nedennasilnedir.com/gida-zehirlenmesi-nedir.html/</guid>
		<description><![CDATA[ 
Sık sık rastlanan  Gıda zehirlenmesinin ptomain denilen  maddelerden ileri  geldiği, bu terimi 1870 yılında ilk kez kullanan italyan toksikoloğu  spelmi’den beri söylenegelmiştir. Ptomain proteinin bakteriyel  ayrışmasından ileri gelen zehirli bir  ürün olarak kabul  edilerek gıda zehirlenmesi kokuşma ile birleştirilmek  istenmiştir. Şimdi ise ptomain zehirlenmesi anlamının yanlış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<div id="attachment_3056" class="wp-caption alignleft" style="width: 118px"><a href="http://www.nedennasilnedir.com/wp-content/uploads/gida-zehirlenmesi.jpeg" rel="thumbnail"><img class="size-full wp-image-3056" title="gida-zehirlenmesi" src="http://www.nedennasilnedir.com/wp-content/uploads/gida-zehirlenmesi.jpeg" alt="" width="108" height="108" /></a><p class="wp-caption-text">gida-zehirlenmesi</p></div>
<p>Sık sık rastlanan  Gıda zehirlenmesinin ptomain denilen  maddelerden ileri  geldiği, bu terimi 1870 yılında ilk kez kullanan italyan toksikoloğu  spelmi’den beri söylenegelmiştir. Ptomain proteinin bakteriyel  ayrışmasından ileri gelen zehirli bir  ürün olarak kabul  edilerek gıda zehirlenmesi kokuşma ile birleştirilmek  istenmiştir. Şimdi ise ptomain zehirlenmesi anlamının yanlış olduğu  ileri sürülmektedir. Gerçekten, limburger peynirinde birçok kokuşma  bakterileri bulunup  proteinler çok  ileri giden kokuşm Aya maruz kalmışlardır. Buna rağmen bu peyniri  yiyenler hiç bir şey olmazlar. Bundan başka ptomain zehirlenmesini yapan<span id="more-3059"></span> olarak kabul edilen birçok organizmalar bağırsaklarımızda  bulunmaktadır.</p>
<div class="mceTemp">
<dl id="attachment_3056" class="wp-caption alignnone" style="width: 118px;">
<dt class="wp-caption-dt"></dt>
</dl>
</div>
<p>Bu organizmalar gıdalarda meydana getirdikleri  protein parçalanma  ürünlerini belki de aynen bağırsaklarımızda yapmaktadırlar. Onun için  ptomain zehirlenmesi bir gerçek olsaydı sık sık hastalanmamız gerekirdi.  Yine de gıda zehirlenmesinin ptomainlerden ileri geldiği özerinde ısrar  edenler vardır. Nedenleri çok iyi bilinen gıda zehirlenmesi şekillerini  şu dört sınıfa ayırabiliriz</p>
<p>kimyasal zehirlerden ileri gelenzehirlenme,<br />
Zehirli  bitki veya hayvanlardan ileri gelen zehirlenme,<br />
bakteriler tarafından yapılan toksinlerden ileri gelen zehirlenme,<br />
Protozoa, bağırsak kurtları ve nematodların sebep  oldukları hastalıklar.</p>
<p><strong>Kimyasal Maddelerle Zehirlenme</strong><br />
metallerin çoğu  bir dereceye kadar çözünür olduklarından,  metalik kaplarla  temasta olan  gıdalar bu metallerle bulaşırlar. Bununla birlikte, mutfak levazımatında  kullanılan metallerin çoğu demir, çelik,  Alüminyum ve k alay zehirli değillerdir.</p>
<p>Bakır elementi  beslenme bakımından gerekli ise de  bakırın bazı tuzları  zehirlidir. Onun için bakır kaplarda  yemek pişirilmesi  veya saklanması Doğru görülmemektedir.</p>
<p>Düşük kaliteli  emaye kaplar bazen zehirli metallerden  antimon ihtiva  ederler. Çinko ve  civa da zehirlidir.</p>
<p>Zehirli Bitki ve Hayvanlar<br />
insanlar için  zehirli bazı bitki ve  hayvanlar vardır.  Nadir olmakla birlikte bazı yerlerde, senenin bazı mevsimlerinde  çıkarılan midyelerden  zehirlenmeler görülmüştür. Bazı mantarların da zehirli olduğu herkesçe bilinen bir  gerçektir. Ergotizm denilen  zehirlenme buğday veya  pirinç üzerinde  gelişen bazı mantarlardan ileri gelir. Favizm denilen  hastalık da bazı   bakla cinslerin  in yenmesinden veya ana  bitkinin çiçek tozlarının  (pollen) inhalasyonundan ileri gelir. yılan kökü zehirlenmesi de  bu bitkinin fazla bulunduğu yerlerde görülen ineklerin sütlerinin  içilmelinden ileri gelmekledir. Bazı bitkiler de zehirlenme yapacak  derecede oksal asid  meydana getirirler. Yeşillik olarak kullanılan ravent yapraklarından  olan  zehirlenmenin bu maddeden ileri geldiği anlaşılmıştır.</p>
<p>Bakteriler<br />
Birçok gıda zehirlenmeleri gıda içerisinde  bakterilerin salgıladıkları toksinlerden ileri gelir, örneğin, etten zehirlenmelerin  nedeni hemen tamamıyla bakterilerdir insanlarda gıda zehirlenmesini  yapan bakteriler dört cinstir</p>
<p>Clostridium botulinum,<br />
Genellikle Staphylococcus denilen Micrococcus,<br />
Salmonella, ve<br />
Streptococcus.</p>
<p><strong>Botulizm</strong><br />
içinde Closlridium botulinum’un geliştiği ve bunun toksini bulunan  gıdalar botulizm yaparlar. Bu organizma  spor teşkil eden,  anaerob bir toprak saprofitidir, sebzelere buradan geçer. Onun için  hayvan bağırsak ve  dışkılarında da bulunur, insanlara çokluk sosis, balık ve uygun  şekilde hazırlanmamış  konserve lerden  geçer. Bu  konserveler özellikle evlerde yapılan  sebze konserveleri  dir. Memleketimizde botulizm pek o kadar görülmemektedir. Toksin  bulunmadıkça organizma enfeksiyon yapmaz ve zehirlenme  işaretleri görülmez. Organizmanın gıdada gelişmesi sağlanırsa, kuvvetli toksinler  meydana getirilebilir ve onun için bu gıda tüketilirse botulizm meydana  gelir. Organizma tamamıyla anaerob olduğundan, oksijeni büsbütün  çıkarılmamış gıdada gelişemez. Nitratlar da (etlerde) gelişmesini  zorlaştırırlar. Toksinleri pek da Yanıklı değillerdir, başka  bakterilerin bazı enzimleri tarafından parçalandığı gibi ısı ile de  tahrip olur.</p>
<p>Ctostridium botulinum kuvvetli sakkarolitik etkiye malik olduğu  halde, genellikle kokuşturucu veya proteolitik anaerop organizma olarak  sınıflandırılır..  enerji kaynağı olarak  şeker kullanımdan, son urun genellikle bütir asiddir. Onun için botulizme  sebep olan gid.br çokluk bütir asid  koku su verirler. Bununla  birlikte bütir asid her v akit meydana gelmez,  ve organizma pek aktif proleolitik cinsten olmadığından, bu grubun  geliştiği gıdada kokuşma da olmayabilir. Onun için botulizm yapan  gıdalar çok kez tat ve  Koku bakımından normaldirler. Bununla birilikte Clostridium botulinam tek bir  tür değildir,  organizmanın bir çok değişik cinsleri vardır. Sporlar, ısıya, özellikle  kuru ortamda çok dayanıklıdırlar. Isıya en çok dayanıklılık 120°C da 4  dakika, 110 °C de  32 dakika, 100°C’de 330  dakika olarak  verilmektedir Bunlar herhalde ortamınniteliğine göre değişir. Fakat  Clos. bot. Toksinleri ısıya duyarlıdırlar. 80°C’ de bir iki dakika  ısıtmakla zararsızhale gelirler. Onun için gıdalar uygun şekilde ısı  işlemine tabi tutulursa bu şekilde bir gıda zehirlenmesi tehlikesi  kalmaz.</p>
<p>Clos. bot. Toksinlerinin sindiriminde birçok betiler görülebilir.  Merkezi  sinir  sistemindeki belirtilerinden önce bulantı ve ağır mide karışıklıkları  ve  kusma olabilir. Bulantı genellikle zehirli  gıdanın yenmesinden  24  saat içinde  görülür. Keza diarre erkenden görülebilir, hastalığın sonunda da çokluk  kabız olabilir. Botulizmin tipik belirtisi merkezi sinir sistemindeki  paralizidir. Çift görme, yutmada zorluk,  Solunum, eksikliği  genellikle görülen belirtilerdir, ölüm genellikle bu  solunum eksilmesinden olur. Çoğu tehlikeli vakalarda hasta ölüme kadar akli  idaresine iyi sahiptir. Çokluk ölüm 3-4 günde vuku bulur, tehlikesiz  vakalarda iyileşme yavaş cereyan eder.</p>
<p>Botulizm için bilinen yegane  tedavi vasıtası,  antitoksindir. En büyük zorluk belirti görülünceye kadar zehirlenmemenin  bilinmemesindedir. Belirti görülünceye kadar,  antitoksin kullanılmasında beklenilen  Sonuç gecikilmiş  olunabilir. Gıdada toksin aramak için gıdanın santrifujle alınan  suyu farelere şırınga  edilir. Toksin  fare, kobay ve  güvercin için öldürücüdür.</p>
<p><strong>Stafilokoksik gıda zehirlenmesi</strong><br />
Botulizm gibi stafilokoksik gıda zehirlenmesi de tüketimden önce gıdada  meydana gelmiş toksinlerden ileri gelir. Bu belki bütün gıda  zehirlenmesi tiplerinin en alışılmış şeklidir.</p>
<p>V akaların çoğu pek ciddî değildir ve hiçbir  zaman doktor müdahalesi  gerektirmez. Bu şekilde gıda zehirlenmesine maruz kalma hemen hiçbir  yetişkin kimse yoktur. Hastalık botulizmden çok daha tehlikelidir,  belirtiler kısa sürer ve iyileşme çokluk çabuk ve kesindir. Ölüm pek  nadir görülür. Olguların çoğu belki yanlışlıkla ptomain zehirlenmesi  olarak gösterilmiştir.</p>
<p>Bu çeşit gıda zehirlenmesinin nedeni olan organizma çok dağılmış  haldedir. Birçok kimselerin  cilt, burun ve  boyunlarında bulunur. Sivilce, kabarcık ve çıbanı yapan başlıca bu  organizmadır. Bütün stafilokoklar zehirlenme nedeni enterotoksin  yapmazlar. Ve toksin yapan cinsi ile yapmayan cinsi arasında memnun  edici gerçek bir ayırt etme denemesi yoktur.</p>
<p>Stalilokoklu gıda zehirlenmesi belirtileri, bulaşmış gıdanın  yenmesinden 2-6 saat içinde görülür. Bu  zaman, alınan  gıda, miktarına ve  toksin miktarına bağlıdır. Genellikle görülen belirtiler bulantı,  kusma, karında  kramp ve diarredir.  Ciddî olgularda dışkıda ve kusmada kan görülebilir. Orta  derecedeki olgularda bulantı ve kusma olabilir fakat  ishal olmaz, ölüm  ihtimali pek azdır. Çoğu  olgular birkaç gün içerisinde  iyileşir. Toksinin etkili insandan  insana değişmektedir. Buna özgü, ö nemli bir tedavi ilacı  yoktur.</p>
<p>Stafilokoksik gıda zehirlenmesinin kontrolü herkesin sağlığı ile  ilgili kimseler için en önemli problemlerdendir. Organizmalar doğada o  kadar geniş dağılmış durumda bulunurlar ki, gıdaları bunlarla  bulaşmaktan korumak imkansızdır. Birçok gıdalar bunların gelişmesinde en  uygun ortam teşkil ederler. Stafilokoklardan korunmanın en iyi çaresi  soğutmadır. Gıdalar ağır şekilde bulaşmış olsalar bile 4-6°C da  tutulursa enterotoksinlerin gelişmediği görülmektedir. Bundan soğutmanın  ne kadar önemli olduğu anlaşılır ve halkın bu bakımdan aydınlatılması  gerekir.</p>
<p><strong>Salmodella gıda zehirlenmesi</strong><br />
Salmonella toksin yapmaz, doğrudan doğruya bağırsak enfeksiyonu şeklinde  etki eder. Salmonella grubu birbirine çok yakın birçok organizmaları  içine alır. Pastörizasyon sıcaklığında kolayca tahrip edilirler.  Salmonella ile  zehirlenmede belirti, bulaşmış gıdanın tüketiminden bir iki saat içinde  görülebildiği gibi bir iki gün sonra da meydana gelebilir. Stafilokoksik  zehirlenmeden daha uzun sürer ölüm oranı Yüzde l den daha azdır.</p>
<p>Bu  cins zehirlenmeden korunmak için en önemli iş kesilen  hayvanların sıkı  muayene edilmesidir. Birçok olguların, kesildiklerinde enfeksiyona olmuş  hayvanlardan ileri geldiği saptanmıştır.</p>
<p>insanlarda bağırsak iltihabı (enteritis) yapan Salmonella çok kez  kemiricilerin dışkılarında bulunmuştur. Onun için etlerin saklandıkları  yerlerin farelere karşı korunmalı olmasına dikkat edilmelidir.  bıçak ların iyi  sterilize edilmesi, mezbah aya gelen  suyun temiz olması,  etleri mezbahadan tüketiciye kadar soğutulmuş olarak göndermek, gıdaları  sineklerde korumak,bulaşmaları önlemek için alınacak tedbirlerdendir.</p>
<p><strong>Diğer organizmalarla zehirlenme</strong><br />
Bu gördüğümüz gıda zehirlenmesi yapan organizmalardan başka gruplardan  da şüphelenilmektedir. Streptokoksik zehirlenme olgusu pek az  saptanmıştır. Bu organizmalar stafilokoklardan daha az ısıya  dayanıklıdırlar. Zehirlenme belirtisi stafilokoksik belirtilere benzer,  fakat daha hafiftir.</p>
<p><strong>Protozoa, bağırsak kurtları, ve nematodlar ile zehirlenme</strong><br />
Gıdalarla alınan protozoa ve Parazitler tarafından meydana getirilen  hastalıkları burada ayrıntılı olarak tartışmayacağız. Yalnız şu kadarını söyleyelim  ki, amibi! dizanteriyi yapan Endamoeba histolytlca ve ishal yapan  Trihomonas kominis protozoalardır.  süt ve pişmemiş  gıdalarda yaşayan diğer protozoalar Giardia lamblia ve Chilomastlx  menilidir.</p>
<p>Trichinosis bir nematod (iplik solucan) un neden olduğu  hastalıktır. Trichinella spiralis bulunan domuz etinin uygun şekilde  pişirilmeden yenilmesinden meydana gelir. Bağırsakta büyük  solucanlar yetişir. Bunlar geliştikçe çok sayıda embriyonlar meydana getirirler ki,  bunlar bağırsak cidarını geçerek vücudun her yanına dağılabilirler ve  nihayet kaslarda yerleşirler.</p>
<p>Hastalığın başlangıcında iştah kesilmesi, bulantı, kusma, karında ağrı ve ishal  görülür. Daha sonra kas ağrıları duyulur. Hastalık haftalarca sürebilir ve  ateş 38-39°C ye  çıkabilir. Fakat parazitler  sıcaklığa dayanamadıklarından iyi pişmiş domuz eti trichinosis  bakımından tamamıyla sağlıklıdır.  hastalıkların çoğu iyi pişmemiş domuz sosisi yemekten olmaktadır.</p>
<p>Trichinella spirali ile enfekte olmuş domuz eti keza soğutma ile  hastalıksız kılınabilir. Kritik  sıcaklık yaklaşık olarak – 12°C dır. Onun için domuz eti veya ürünleri bu  Sıcaklığın altında tutulursa trişinler  zamanla ölürler. -150C da 20 gün tutulan ette trişin  korkusu kalmaz.  -35°C da ise 24 saatten daha az bir  zamanda parazitler h  arap olurlar. Sosislerin uygun şekilde tuzlanıp kurutulmasıyla de domuz  sosisleri hastalıksız tutulabilirler. Taenia sajinata sığır şeridi,  taenia soliıım domuz şeridi bağırsak kurtlarıdırlar. Trematodlar yassı  şeritlerdir, bunların hepsi hastalık yaparlar.</p>
<p><strong>Zehirlenmeler</strong><br />
Konserve Zehirlenmeleri (botilizm)<br />
Sebze ve balık konservelerinde daha sık.<br />
Evde hazırlanan konservelerde daha sık.<br />
Bozulmuş gıda alımından sonra, 4 saat ile 8 gün arasında belirtiler  ortaya çıkar.<br />
Yukarıdaki belirtilere ek olarak, görme bozukluğu, göz kapakları hareketlerinde zorlu ve konuşma zorluğu ortaya çıkar.<br />
Genellikle ateş yoktur.<br />
Birden fazla  insanın aynı belirtilerle hastalanmış olması tanı koydurur.</p>
<p><strong>ilk müdahale</strong><br />
Hast ayı kusturmaktır. Tedavi  hastanede yapılır.</p>
<p>mantar Zehirlenmeleri<br />
l ile 24 saat arasında belirtiler başlar.<br />
Gözde yaşarma, tükürük salgısının artması,  terleme ve kusma,  göz bebeklerinin ki kramplar ve  ishal, ileri  hastalarda koma ve ölüm görülür.<br />
Tedavi hastanede yapılır.</p>
<p><strong>Korunma</strong><br />
Bilinen  mantarlar dahi, değişik büyüme dönemlerinde zehirlenme yapar. Kültür  mantarı yenilmelidir.</p>
<p>Balık Zehirlenmeleri<br />
Hemen tamamı kas ve organlarında toksin içeren balıkların yenmesiyle  oluşur.<br />
Batı Hint  adaları, pasifi k kıyıları, Florida sahillerinde 400 aşkın balığın eti bu  zehirleri<br />
zehir balığın  tadını değiştirmez ve pişirme ile ortadan kalkmaz.<br />
Belirtiler, bulantı kusma, karında ağrı ve ishaldir. Bir gün kadar  sürer.<br />
Daha önemlisi uzun süren  baş ağrıları ve  psikolojik bozukluklar olabilir.</p>
<p>Kabuklu deniz  hayvanları ile Zehirlenme<br />
Pasifik  okyanusu çevresinde,  haziran ekim arasında  kabuklu DH yenmesi ile orta ölüm görülebilir.<br />
Bizim ülkemizde daha mikrobik ve ağır metal zehirlenmeleri(nadir), görülür.</p>
<p><strong>ÇinLokantasıSendromu</strong><br />
Mono  sodyum glutamat Çin yemeklerinde sıklıkla olmayanlarda yüzde  yanma, kızarma ve  göğüs ağrısı  meydana gelir.</p>
<p><strong> ilaç ve  Kimyasal  madde Zehirlenmeleri</strong><br />
ilk yapılması gereken kusturmaktır. Bununla birlikte  alkali veya asit içmiş olan  gerekir. Bu durumda su içirerek seyreltmek daha doğrudur.</p>
<p><strong>Gıda Zehirlenmerinden Korunma</strong><br />
Gıda zehirlenmelerin önlemekte personel hijyeni, paketleme ve taşınma,  pişirme ve tekrar saklama dikkate alınmalıdır. Bakterilerin çoğalması  sıcaklık, rutubet kendileri için uygun besin, nötral pH ve beklemeye bağlıdır.  Sıcaklık için gıda ısıtılır veya soğutulur. Rutubet için kurutma  yapılır. Bakteriler için uygun besin olan et, süt ve yumurtaya  şeker, tuz, yağ katılır. Nötral pH  as pH’a dönüştürülür. Hazırlanan gıda ortaklıkta bırakılmaz ve böylece  toksit etkene çoğalma ortamı sağlanmaz.</p>
<p>gıdaların hazırlanması ve taşınmasından sonra en önemli nokt saklanmasıdır.  Saklanmaya ait bilgiler Tabloda görülmektedir.</p>
<p>tablo Gıdalar  için soğuk Saklamanın Prensipleri<br />
Gıda Cinsi Saklama Standardı<br />
Dondurulmuş Gıdalar -18-30 °C arasında<br />
Balık ve diğer deniz ürünleri0-5 °Carasında<br />
Et, kuş ve kümes  hayvanları0-4 °Carasında<br />
Süt ürünleri 4-8 °Carasında<br />
Muz hariç  meyveler, sebzeler 7-10  °Carasında<br />
ve diğer çabuk bozulur gıdalar<br />
Tüm çabuk bozulan gıdalar için 10 °C<br />
maksimum müsaade ısısı</p>
<p><strong>Gıda  güvenliğini n Önemi ve  ekonomi Üzerindeki Etkileri</strong><br />
Gıda zehirlenmeleri  toplum sağlığını ve ülke ekonomisini olumsuz yönde etkilemektedir. Sağlıktaki  olumsuz etkileri nedeniyle çalışamamazlık ya da verimsiz çalışabilme  gibi işgücü kayıpları ve  Sağlık har cama ları  ekonomik kayıpları  oluştururken, gıda zehirlenmeleri ölümlere de neden olabilmektedir.</p>
<p>Türkiye’de  sağlıklı rakamlar bulunmamakla birlikte, gıda güvenliği sistemini kurmuş,  sürekli denetimlerini yapan,  eğitim ve gelir  düzeyi  Türkiye ortalamasının oldukça üzerinde olan ingiltere’de,  yılda 4.5 milyon  insan gıda  zehirlenmelerine maruz Kalmaktadır. Ancak bunlardan sadece 750 000  kişinin hekime başvurduğu belirtilmektedir. Salmonella ve Campylobacter  zehirlenmelerinin (yılda yaklaşık 500 000 vaka) en sık karşılaşılan  zehirlenme olduğunu saptanmıştır. Yılda yaklaşık 50-60 kişinin de gıda  zehirlenmeleri sonucunda öldüğü belirtilmektedir.</p>
<p>İngiliz Gıda Standartları kuruluşu, gıda zehirlenmeleri kaynaklı  sağlık harcamalarında 2006 yılına kadar yılda yaklaşık 700 milyon $  tasarruf sağlamak üzere</p>
<p>Yüksek riskli gıdalarla uğrasan küçük işletmelerdeki riskin  azaltılmasına, Gıdayla uğraşanların uygun  Eğitim almalarına, Evdeki gıda hijyeni uygulamalarının iyileştirilmesine, Endüstriyel gıda üretim uygulamaların iyileştirilmesine, yönelik çalışmalar başlatmıştır. Benzer gerekçelerle benzer  çalışmalar Avustralya’da da yürütülmektedir. Ayrıca, Avustralya hükümeti  gıda güvenliği standardı hazırlamış olup, uygulama koymak üzere gıda  endüstriyle görüşmeler yapmaktadır.</p>
<p>Ülkemizin eğitim ve gelir seviyesinin gör eceli düşüklüğü,  gerekli fiziki yatırımların yapılamaması, denetim uygulamalarının  sürekliliğinin yeni yeni sağlanmaya çalışılması, hizmet içi eğitimlerin  yürütülememesi, kalabalık nüfu su, yıllarca süren  mevzuat eksikliği ve yetersiz mevzuat nedeniyle gıda zehirlenmelerinden  kaynaklanan, ölümle sonuçlanan v akaların, sağlık  harcamaların ve iş gücü kayıplarının daha fazla olacağını tahmin etmek  mümkündür, işletmelerin ve okulların yemek/mutfak işlerini taşeronlara  devretmeleri, şehirleşmeye koşut olarak giderek daha fazla insanın ev  dışında yemek yemeye başlaması, gıda güvenliği denetim, eğitim ve  uygulama ihtiyacını daha da fazla artırmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nedennasilnedir.com/gida-zehirlenmesi-nedir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anayasa Nedir.?</title>
		<link>http://www.nedennasilnedir.com/anayasa-nedir.html/</link>
		<comments>http://www.nedennasilnedir.com/anayasa-nedir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 20 Jul 2010 11:56:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NEDİR]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa çeşitleri]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa ne demek]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa ne işe yarar]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa nerede kullanılır]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye anayasa değişikliği]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye anayasası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nedennasilnedir.com/anayasa-nedir.html/</guid>
		<description><![CDATA[Anayasa, bir devletin temel kurumlarının nasıl işleyeceğini belirleyen, bazı ülkelerde yazılı, bazılarında ise  yazısız genel kabul görmüş kurallar bütünüdür. Anayasa ile ayrıca  kişilerin temel hak ve özgürlükleri güvence altına almıştır.
Anayasa, bir devletin yönetim biçimini belirtir. Devletin temel kanunudur.  Vatandaşların temel hak ve görevlerini bildirir.
Türkiye&#8217;nin  de aralarında bulunduğu çoğu ülkede anayasa, yazılı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.nedennasilnedir.com/wp-content/uploads/anayasa.jpg" rel="thumbnail"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3046" title="anayasa" src="http://www.nedennasilnedir.com/wp-content/uploads/anayasa-150x150.jpg" alt="" width="91" height="91" /></a>Anayasa</strong>, bir devletin temel kurumlarının nasıl işleyeceğini belirleyen, bazı ülkelerde yazılı, bazılarında ise  yazısız genel kabul görmüş kurallar bütünüdür. Anayasa ile ayrıca  kişilerin temel hak ve özgürlükleri güvence altına almıştır.</p>
<p>Anayasa, bir devletin yönetim biçimini belirtir. Devletin temel kanunudur.  Vatandaşların temel hak ve görevlerini<span id="more-2964"></span> bildirir.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin  de aralarında bulunduğu çoğu ülkede anayasa, yazılı ve bütünsel bir  belgedir. Bu tip ülkeler &#8220;şekli&#8221; anlamda anayasaya sahiplerdir. Oysa İngiltere&#8217;de  yazılı bir anayasa yoktur. Buna ise &#8220;teamüli anayasa&#8221; denmektedir. Bu  ülkede temel kurumların işleyişi yüzlerce yıllık geleneklere, yasalara  ve belgelere göre düzenlenir.</p>
<p>Ayrıca &#8220;anayasalı devlet&#8221; ve &#8220;anayasal devlet&#8221; ayrımına gitmek  gereklidir. Bu ayrımda ise şekli anlamda bir anayasası olan devlet bu  belgede modern anayasanın gereklerini yerine getirmiyorsa yani devletin  temel kurumlarının nasıl işleyeceği muğlak ve daha da önemlisi kişi  temel hak ve özgürlükleri tam anlamıyla güvence altında değilse devlet  anayasal bir devlet sayılmamakta sadece anayasa sahibi bir devlet  anlamına gelen &#8220;anayasalı devlet&#8221; sıfatını almaktadır. Buna karşın ister  teamüli ister şekli anayasa sahibi olsun eğer bir devlet temel hak ve  özgürlükleri güvence altına almış ise bu devlet anayasal sayılmaktadır.</p>
<p>Son ayrım ise &#8220;çerçeve anayasa&#8221; ile &#8220;düzenleyici anayasa&#8221; ayrımıdır.</p>
<p>Eğer anayasa normlarında devletin temel yapılanması hakkında  ayrıntılı bilgilere giriliyor ve düzenlemeler yapılıyorsa bu düzenleyici  anayasadır.</p>
<p>Anayasa normları sadece devletin temel yapılanmasını çiziyor ve  düzenlemeyi kanunlara bırakıyorsa bu ise çerçeve anayasadır.</p>
<p>Türkiye&#8217;de ilk anayasa, 1876&#8242;da yürürlüğe giren Osmanlı Devleti&#8217;nin  anayasasıdır. O tarihten Osmanlı Devleti’nin sona erişine kadar  anayasaya kanun-i esasi deniyordu. 1876 tarihli Kanun-i Esasi, padişahın yetkilerini  kısıtlamamıştı. Yurttaşlara düşünce, toplantı ve dernek kurma özgürlüğü,  bireylere dokunulmazlık hakları tanımıyordu. II. Meşrutiyet&#8217;in  ilanından sonra, 1909&#8242;da bu anayasada değişiklikler yapılarak padişahın  yetkileri kısıtlandı. Kişisel hak ve özgürlükler tanındı, basın  üzerindeki sansür kaldırıldı. Hükümet artık padişaha değil,  meclise karşı sorumluydu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nedennasilnedir.com/anayasa-nedir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rotary Nedir.?</title>
		<link>http://www.nedennasilnedir.com/rotary-nedir.html/</link>
		<comments>http://www.nedennasilnedir.com/rotary-nedir.html/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Apr 2010 11:31:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[NEDİR]]></category>
		<category><![CDATA[Rotary]]></category>
		<category><![CDATA[Rotary amacı]]></category>
		<category><![CDATA[Rotary anlamı]]></category>
		<category><![CDATA[Rotary kulübü]]></category>
		<category><![CDATA[Rotary kulübü amacı]]></category>
		<category><![CDATA[Rotary kulübü ne yapar]]></category>
		<category><![CDATA[Rotary kulübü nedir]]></category>
		<category><![CDATA[Rotary ne anlamagelir]]></category>
		<category><![CDATA[Rotary nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.nedennasilnedir.com/rotary-nedir.html/</guid>
		<description><![CDATA[ROTARY ilk defa 1905 yılında Avukat Paul Harris ve üç arkadaşı – Kömür Tüccarı Silvester Schile, Maden Mühendisi Gustavus Loehr ve Tüccar Terzi Hiram Shorye’in akşamları buluşup geliştirdikleri fikirlerle başlamıştır.
Bu ilk toplantılarda yalnızlık hislerinin bastırılması, birbirlerini tanımak ve aralarında iyi ilişkiler kurarak her birinin bireysel gelişimini sağlamak amaçlanmıştır.
Aslında Rotary’nin bu ilk dört üyesi arasında milliyet [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ROTARY ilk defa 1905 yılında Avukat Paul Harris ve üç arkadaşı – Kömür Tüccarı Silvester Schile, Maden Mühendisi Gustavus Loehr ve Tüccar Terzi Hiram Shorye’in akşamları buluşup geliştirdikleri fikirlerle başlamıştır.</p>
<p>Bu ilk toplantılarda yalnızlık hislerinin bastırılması, birbirlerini tanımak ve aralarında iyi ilişkiler kurarak her birinin bireysel gelişimini sağlamak amaçlanmıştır.</p>
<p>Aslında Rotary’nin bu ilk dört üyesi arasında milliyet ve dini inançlar yönünden büyük farklılıklar vardır. Bu kişiler İngiliz, Alman, İsveç ve İrlanda asıllı olup Amerika’ya göç etmiş kişilerdi. Dini inançları yönünden protestan, katolik ve musevi idiler.</p>
<p><span id="more-2957"></span></p>
<p>Buna göre Rotary’nin ilerde şekillenecek olan ırk, din, dil ve cinsiyet fark gözetmeme ilkesi kendiliğinden oluşmuştur.<br />
Bu guruba Matbaacı Harry Ruggles’in ve Emlak Komisyoncusu Will Jenson’un da katılması ile 23 Şubat 1905 tarihinde Chicago Rotary Kulübü kuruldu.</p>
<p>Kulübün ilk Başkanlığına Schile seçildi. Kulüp fikrini ilk defa ortaya atan Paul Harris ancak iki yıl sonra başkan oldu.</p>
<p>Bu altı kişinin oluşturduğu ilk Rotary Kulübü arkadaşlık, dostluk ve karşılıklı yardım amacı ile kurulmuştur.<br />
Toplantıların sıra ile her üyenin bürosunda yapılmasından dolayı üyelerce teklif edilen ve bir ana eksen etrafında dönüşüm anlamına gelen ROTARY Kelimesi kulüp adı olarak kabul edilmiştir.</p>
<p>San Francisco’da ikinci Rotary Kulübü 1908 tarihinde Avukat Henry Wood tarafından kurulmuştur.<br />
Üçüncü Rotary Kulübü 1909 tarihinde kurulan Oakland Rotary Kulübü’dür.<br />
Aynı yıl,<br />
Dördüncü Rotary Kulübü Washington’da<br />
Beşinci Rotary Kulübü Los Angles’ta<br />
Altıncı Rotary Kulübü Boston’da kurulmuş ve<br />
1910 yılında ABD’de KULÜP SAYISI 16’ya ve ROTARYEN SAYISI 1500’e ulaşmıştır.<br />
Rotary’nin ilk kongresi 1910 Ağustosunda Chesley R. Perry’nin başkanlığında Chicago’da yapıldı. Bu kongrede mevcut 16 Kulüpten 14’ünün ve 1500 Rotaryen’in katılımı ile ULUSAL ROTARY KULÜPLERİ BİRLİĞİ kurulmuş, yönetmenlikler hazırlanarak aşağıdaki ilkeler kabul edilmiştir.</p>
<p>Yeni kulüplerin kurulmasına öncülük etmek,</p>
<p>*<br />
o Bütün kulüplerin gelişmelerini sağlamak,<br />
o Toplumda ahlak ve doğruluk kurallarının yerleşmesini sağlamak,<br />
o İç konularında sağlam kuralların geliştirilmesi için gayret göstermek,<br />
o Üyeler arasında meslek ilişkilerini geliştirmek, kabul edilen ilkelerin en önemlileridir.</p>
<p>1910 yılı sonlarında Kanada Winipeg Kulübü ve yeni sekiz Kulübün kurulması ile Rotary tek bir teşkilat altında birleşmiş ve Uluslar arası ilişkiler başlamıştır.</p>
<p>1911 yılında İRLANDA’da DUBLIN ve BELFAST’ta iki yeni kulübün kurulması ile Rotary hareketleri Avrupa’da da yayılmaya başlamış ve aynı yılın sonunda ROTARY KULÜPLERİNİN SAYISI 28’e ve ÜYE SAYISI da 2500 e ulaşmıştır.</p>
<p>1912’de İSKOÇYA’da EDINBURG ve GLASKOW Kulüplerinin kurulması ile Rotary’nin ülkeler arası yayılması hızlanmış ve 1912 yılında MINESOTA’da toplanan III. YILLIK KONGRE’de Ulusal Rotary Kulüpleri Birliği’nin adı ULUSLARARASI ROTARY KULÜPLERİ BİRLİĞİ’ne dönüşmüş ve birliğin Başkanlığına Paul Harris getirilmiştir. Bu kongre de 41 Kulüp 548 üye ile temsil edilmiş ve hazırlanan Tüzükte aşağıdaki maddeler belirtilmiştir.</p>
<p>Yararlı bir uğraşının şerefli olduğunu göstermek ve her üyenin mesleğine, topluma yardım amacı olduğu yönünden saygı duymak</p>
<p>Ticari ve mesleki ilişilerde doğruluk kurallarına uyulmasına teşvik etmek<br />
Her üyeyi mesleki fikirleri ve çalışmaları ile değerlendirmek<br />
Daha iyi hizmet ve başarı için başkaları ile temas kurmak<br />
Her üyeyi toplumun refahı ile ilgilenmesi için teşvik etmek ve toplumun gelişmesi için başka kuruluşlarla birlikte yapılacak çalışmalara katılmak</p>
<p>Minnesota Kongresinde yapılan bir yenilik de Uluslararası Rotary’nin resmi yayını olan Rotary dergisinin adına The Rotarian olarak değiştirilmesidir.</p>
<p>1912’de Kulüp sayısı 50’ye ve Rotaryen sayısı 5000’e erişmiştir.<br />
1913’te Kulüp sayısı 83 ve Rotaryen sayısı 10.000 olmuştur.<br />
1914 Temmuzunda Kulüp sayısı 123, üye sayısı 15.000’e<br />
1916 Temmuzunda Kulüp sayısı 247, üye sayısı 27.000’e<br />
1917 Temmuzunda Kulüp sayısı 311, üye sayısı 32.600’e ulaşmıştır.<br />
1918 yılında 1. Dünya Savaşından sonra Rotary’nin yayılması hızla devam etmiy; Manilla (Filipinler), Shanghai (Çin), Buenos Aires (Arjantin), Panama (Panama) da yeni kulüpler kurulmuştur. O tarihte bütün Dünyadaki Kulüp sayısı 530 ve üye sayısı 45.000’dir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.nedennasilnedir.com/rotary-nedir.html/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
